Beyruhâ

  • Yazdır

 

Beyruhâ


Biri yürüyor bahçede...

Seyrettikçe manzarayı, dalıp gidiyor kim bilir hangi düşlere.

Biri yürüyor bahçede…

Sıkıntıları eriyor, kim bilir hangi münacatta.

Bereketleniyor Beyruhâ’nın hurmaları.

Tatlı su değdikçe dudağına;

Uhud’un, Bedir’in, Hendek’in harareti sönüyor.

Bir infak tohumunda saklanmış hazineyi,

Öldükçe dirilerek çoğalmayı ondan daha iyi kim bilebilir?

Elinde uhrevileşen bir salkım hurma,

Açlıktan karnına sarılı bir bağı çözüyor

İki taş düşüyor yere

Doyuyor Ebu’l-Kasım.

Müjdeliyor Ebu’l-Kasım.

Okuyor tane tane ayeti,

“Sevdiğiniz mallardan infak etmedikçe Birr’e ulaşamazsınız”

Bir yiğit dinliyor, kulakları Resulün kalbinde.

Uhud’un merd kalkanı bedeni.

Küffarın korkulu rüyası narası.

Hedef şaşmayan oklarıyla,

Ebu-Talha püripak olmuş Resul’ün kıymetlisi.

Şüphesi yok ki hiç. Tereddütsüz inanıyor. Biliyor, O ne derse doğrudur.

Şüphesi yok ki hiç. Vaat eden ulaştıracak mutlak hayrın kemâline.

Kırptıkça kibrin siyah kanadını, siliniyor cimriliğin gölgesi .

Vakit o vakitti.

Ebu-Talha, Ümmü-Süleym’e çık bahçeden, dedi

Çıktı, omuzları dik, sevinçle.

Ebu-Talha bağışladı ya, infak etti ya Beyruhâ’yı

Cömertlik ağacının tohumu yedi kat semada açıldı .

Bir bahçe filizlendi Medinelilerin utangaç pembe yanaklı avuçlarında.


İsra Doğan

Son Güncelleme: Cumartesi, 21 Ocak 2012 20:16