Sessiz gece

  • Yazdır

     alt

 

    İkindi vakti okunan bir selâ, bir ezan ve omuzlarda taşınan küçük bir tabut. Köylüler ağır ağır yürürken, onu nasıl olurda tanıdıklarını zannetmişlerdi. Arada sırada başını şöyle bir okşamak, uzun kirpiklerinin güzelleştirdiği, parıldayan üzüm siyahı gözlerine bakıp neşeli ve gailesiz sanmak, hatta her zaman gülen yüzünü gamsızlığa benzetip birde ona özenmek yetmiş miydi ?  Doğduğundan beri iki kelime konuşamamışken, kaybolduğu için ellerinde meşalelerle oraya buraya koşuşturup gece boyu ismiyle seslenince, efendim diye ses mi verecekti ?
      Köylü bugün ilk kez ondan başka her şeyi unuttu.  Geceleri mütemadiyen çıngıraklarını çalan cırcır böceklerini duymadılar. Sıcaktan evlerin içine kaçışan akreplere ilişmediler. Tarlalarda sere serpe yuvarlanan yaban domuzlarını ise hiç umursamadılar. Zihinlerinde bir çok soru. Korkmuş mudur ? Birine mi kızdı kaçtı ? Yoksa bir köşede uyuya kaldı mı ? Kayalıkta cesedini bulduklarında, kendilerine onu neden hiç önemsemedikleri sorusunu sordular. Bir yığın düşünce ve duygu arasında gelip gidip hiçbirini de dillendiremeyip öylece suskun kalakaldılar. Evet, işte o zaman özürlü olmanın suskunluğunda kalakalmak nedir biraz anladılar. Köyü kaplayan sükûnette bugün o konuşuyordu, köylü susuyordu.


İsra Doğan

Son Güncelleme: Cuma, 06 Ocak 2012 01:07