Schiller Diyor ki :

Gözyaşları biçmek istemeyen kimse sevgi ekmelidir.


Verda

  • PDF
  • Yazdır
  • e-Posta

alt

 

Hayata kısa bir mola…

Verda yine yoğun bir iş temposundan, çalışma odasına kendisini zor atmıştı. Bitirmesi gereken raporlar vardı. Dışarıda hafif bir yağmur çiseliyordu. Kahvesini eline aldı, bir yudum içti. Dinlediği fondaki yanık ney sesi ruhunu rahatlatıyordu. Bir an durakladı, bıraktı her şeyi... Pencereden dışarı baktı. Işığı yanan evlere daldı. Derinlere daldı. Tefekkürle düşüncelerini harmanladı.

Yaşantısı ne kadar da hızlıydı. Ne çok şey kaçırıyordu farkında olmadan... Gözleri uzaklara daldı. Yalnız kalmak istiyordu; ne bir telefon, ne de bir kapı sesi duymak istemiyordu. Sadece yüreğinin sesini dinlemek, uyarılarına kulak vermek istiyordu.

Kendini çok hızlı akan bir nehire benzetti. O kadar hızlıydı ki; kâh başını taşlara vuruyor, kâh yokuş aşağı, kâh yokuş yukarı çıkıyordu. Bir çiçeğin kokusunu, bir manzaranın güzelliğini, bir gülümsemenin tatlılığını, bir tatlı huzur deminin kıymetini fark edemiyor ancak bunlara, büyük bir özlem de duyuyordu. Ne vardı sanki bu kadar hızlı yaşayacak, nereye yetişecekti? Menziline vardığında kazandıkları kaybettiklerinin yerini dolduracak mıydı? Belki de menzile varmadan bitecekti hayatı…

İnsan olmak, içinde bin odalı saray gibiydi. Her odanın yükü farklıydı; kimisi ilim, kimisi ahlâk, kimisi din, kimisi sanat… Hiç birinde fazla kalamıyor yoksa denge kayboluyordu. Eşit ağırlıkta vermeliydi. Bazen kemalâtın ışıkları görünür gibi oluyor, bazen de teğet geçiyordu. Tünellerde boğulur gibiydi. Bir an çok hızlı, bir an yavaş, sarsıntılı…

Gönül, beden, akıl üçgeni çok uyumlu olmalıydı yoksa aralarındaki anlaşmazlık tamiri zor arızalar çıkarıyordu. Akıl hedefi belirliyor, gönül yakıtı, beden ise ümitleri, aşkı, hüznü, mirası taşıyordu. Takılmamalıydı manzaralara, onlar geçiciydi. Asıl mesele, görevi yerine getirmekti. Emaneti sahibine ulaştırmaktı yoksa yarım kalacaktı her şey… Aralarda dinlenme molaları verse de yürümeliydi, gitmeliydi bir an önce, kemalâta doğru... Geriye bakmamalı daima ileriye yol almalıydı.

Verda cep telefonunun mesaj sesiyle kendine geldi. Odasında ve kahvesi önündeydi.

Lakin yüreğinde bu dinmek bilmeyen sorular yumağı cevaplarını bekliyordu. Kemalât çok mu uzaklardaydı? Yoksa menzile gelmişti de haberi mi yoktu? Ezelden ebede süren zaman diliminde manzaralara, dünyalık eğlencelere takılmadan, amelin hayırlılarını peşinden sürükleyerek, çeyiz sandıkları misali, yüreğindeki ilahi aşkın ateşi ile beden emanetine ruhu rehber tayin edip, menzilden sapmadan, kaza yapmadan gidebilmeliydi.

Ah Verda… Yine daldın okyanuslara, vurgun yemeden çık sığ yüzeylere emniyete...

Kapının ziliyle kendine geldi. Gelen komşusuydu. Az önce hiç kimsenin gelmesini istemeyen sanki kendisi değildi. İçten bir sevgiyle içeri davet etti. Yemen kokulu mis gibi bir kahve yaptı ve bulundukları zamanın tadını sıcacık ve içten bir muhabbet demiyle geçirdiler. Konuştukça rahatladılar. İçlerindeki dumanları dağıttılar. Ferahladılar. Arkasından hayır dua edilmesine vesile bir hatıra, komşusunun gönlüne nakşedilmişti.

Mihrican Ulupınar

 

Son Güncelleme: Çarşamba, 20 Ocak 2016 12:12

 

Destan Romanlar

YARDIMSEVER AVCI
Kazak Türklerinin Kambar Batır Destanı, 96 sayfa
Temin Adresi:
22 Kitaplık Setin Kampanya Fiyatı: 45 TL  

Sitemiz Facebookta

Joomla Templates and Joomla Extensions by ZooTemplate.Com

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün3359
mod_vvisit_counterDün3445
mod_vvisit_counterBu Hafta6804
mod_vvisit_counterGeçen Hafta27536
mod_vvisit_counterBu Ay3359
mod_vvisit_counterGeçen Ay129071
mod_vvisit_counterToplam20857907

Şimdi: 81 misafir var.
IP: 3.237.66.86