Schiller Diyor ki :

Gözyaşları biçmek istemeyen kimse sevgi ekmelidir.


Düvenci Ailesinin Hayırseverliği

  • PDF
  • Yazdır
  • e-Posta

 

 

Büyük savaşçı – Kartacalı Komutan Hannibal: ordusunu Alpler üzerinden geçirip Roma’yı istila etmeyi tasarlarken şu ruhu temsil etmiştir: “ Ya bir yol bulacağız, ya da bir yol yapacağız.”

 Evet,  bu ifade beni öyle heyecanlandırıyor ki, o coşkuyla, o hevesle Lüleburgaz’da, mahallemizde böyle bir kişi aramaya odaklanıyorum.

 Bulgaristan Türklerinin Anavatan Türkiye’ye göç hikâyeleri beni daima etkilemiştir. İşte,  şimdi böyle bir azmin zafer öyküsüyle karşı karşıyayım:

O, bir Dağlıydı. Eğridereliydi.

O, gönlü büyük bir iş adamıydı.

O, bir dedeydi. Zeki ve çalışkan öğrencim Duru’nun büyük dedesiydi… O, farklı biriydi. Hep kendisiyle yarışırdı.

O, daima sorumluluk sahibiydi.

Hırslı, kararlı, çalışkan, cesaretli, risk alabilen, yardım etmeyi seven bir girişimciydi o.  

Evet, o,  Niyazi Düvenci idi.

Allah rahmet eylesin. Nur içinde yatsın. Ruhu şad olsun!

Bugün ailesiyle görüşmeye gidiyorum. Ev ortamındaki sohbetler, en güzel mutluluk verenlerdir diyerek, önce Şefkiye Teyze’nin kapısını çalıyorum. Şefkiye Teyze 78 yaşında. Eşi Niyazi Düvenci hakkında anılarını şöyle anlatıyor:

“ 75 yaşında rahmetli oldu. O günden bu güne 13 sene geçti. Bulgaristan’dan Hüseyincikler Tepesi, Yeni Mahalle (Ardino), oradan gelmiş. Bir yaşında öksüz kalmış. Analığı, inekleri otlatmaya gönderirmiş onu hep. Babası da “olmaz, daha küçüktür” diyemezmiş tabi. Baba, bir taraftan, oğluna iyi baksın diye analığa “yağ yakmak” zorundaymış.

 Babası pazara giderken, Niyazi hep yalvarıyormuş: “Baba, ne olursun, bana ayakkabı alıver”.

 O zamanlar kara lastik ayakkabıları vardı. Babası pazara gider ama kendi çocuğuna değil, analığın çocuklarına alırmış ayakkabıları. Niyazi, hayvan otlatmaktan başka bir de tütün dizme işiyle meşgulmüş. Analık ise başuçlarında, babanın yokluğundan yararlanıp yatar, uyurmuş. Daha sonra baba gelince “ uykusuzum “ deyip kendini kurtarırmış.

Öğün vakti gelince, analık, kendi oğluna taze tereyağlı ve yoğurtlu ekmek, Niyazi’ye ise ayranın içine ekmek doğrayıp verirmiş.

Tam asker yılları gelmiş ki, baba da ölmüş. Yetim ve öksüz kalan Niyazi, ne yapacağını şaşırmıştı. Aniden aldığı bir kararla asker ocağı yerine gizliden Türkiye’ye sığınmak için yollara düşüyor. Ne var ki, Demirköy taraflarında jandarmaya yakalanıyor. Yapılan soruşturmadan sonra yine jandarma yardımıyla Bursa’da ağabeyinin yanına gidiyor. Ağabeyi ona düven taşı işini öğretiyor. Orada 3 ay kaldıktan sonra Lüleburgaz’a dönüyor. Burada soy ismini alırken hiç düşünmemiş bile. “Ben düvenciyim. Soy ismim Düvenci olur” demiş ve öyle de olmuş.

Yeşil Bursa başkadır, ama Lüleburgaz bambaşka bir yer alacaktır bundan sonra seçtiği kaderde. Yorgunluk nedir diye düşünmeyecektir artık.   Kendi sesini dinleyip kendi dünyasını kuracaktır.

Düvencinin o günlerde iki dünyası vardır: biri,  yoksulluk ve yalnızlık içindeki gerçek dünya; diğeri de hayal dünyası.

“ İyi ağaç kolay yetişmez; rüzgâr ne kadar sert eserse, ağaçlar o kadar sağlam olur.” demişti J.Williand Marriot.

Parasız, pulsuz, zor günler başlıyor Niyazi için. Fabrikada çalışmaya taraftar değil. Bunun için bir esnafın yanında kalfa olarak işe başlıyor. O günlerde nerden başlayacağını, ne yapacağını bilmiyor. Hayatın sıkıntılı günlerde kendisi de olgunlaştığını fark edemiyor, ama bir gün çok isabetli karar alıyor. “ Ben ticaret yapacağım amca” diyor ve bir - iki altın borç istiyor.

“ Hiç bir şey zamanında akla gelmiş bir fikir kadar güçlüdeğildir.” Rolf Kipp

Ticaret günlerinin başlangıcında, her yeni güne yeni heyecanla başlıyor Niyazi. Ve kendi kendine soruyor:

 “ Nasıl, nasıl başarabilirim?” Cevabını da kendi veriyor:  “ÇALIŞARAK!”

Artık beslediği hayalleri var, inancı var. İçinde barındırdığı çalışma isteği an be an, her gün yükseliştedir ve başarıya doğru adım adım ilerlemektedir. Üstelikihtiyacı olan insanlara da yardımcı oluyor ve bundan mutluluk duyuyor. Bu da yetmedi, daima kendisinden daha fazlasını istiyor. Burada parantez açmak istiyorum,  Ben ve Sen - okurum: hayatımızı etkilemesini istediğimiz fikirler, anılar, başarı öyküleri yazılarını sabah aç beynimizle okumalıyız. İyimser olalım ve yarın sabah uyandığımızda günümüz pozitif başlasın diye.

Wes Beavis diyor ki, Düşlediğiniz İnsan Olun!

Ne güzel söylemiş.

Niyazi Bey’in öyküsünü Şefiye Teyze’den dinlerken ne çok gururlanıyorum ve kendimi bu sıcacık, samimi aileye yakın hissediyorum. Duvardaki resme bakıp düşünüyorum. Unutabilir miyiz hiç bu Lüleburgaz halkına bırakılan mirası? O fotonun hikâyesini de Şefiye Teyze’den dinliyorum:

“ Niyazi,  Fikret ve İsmet ( oğullarımız) hep birlikte ayni çatı altında, şirkette çalışıyorlardı. Niyazi, ailemiz adına hep cami yaptırmak isterdi. Ama araştırdığı halde bir cami yeri bulamadı günlerce. Bir gün, Umreden dönen bir arkadaşı: “Ben sana arsa bulurum, ama camiye giden yok ki… Cami yapmaktansa bir Ana Sağlık Ocağı yapsan daha iyi olmaz mı?”demiş.

Niyazi bu işe öyle meraklandı ki…

Hemen bir arsa bulup işe giriştiler. 

 

Aralıksız çalışmalardan sonra inşaat bitivermişti öngörülenden önce. Ve böylece Lüleburgaz Niyazi Düvenci 3 No’lu Merkez Sağlık Ocağı’nın açılışı 1999 yılında yapılmıştı.

Niyazi’nin gönlü, gözü rahatlamıştı bu nedenle. Ama maalesef, ömrü kısaymış. Açılıştan altı ay sonra Hakk’ın rahmetine kavuşmuş oldu.

Aylar, yıllar sonra oğullarımız Fikret ve İsmet de babalarının hayırseverlik yolunu devam ettirmekte ısrarcı oldular. Bu nedenle, buldukları bir arsanın üzerine bir okul inşa etme sevdasına kapıldılar. Azimli çalışmalar sonucunda, 2004 yılında, Milli Eğitim Bakanlığı’na Düvenciler Lisesini bağış ediyorlar.

 Kahvemi yudumlarken “sıfırdan” başlayıp zirvelere çıkan bu aileyi düşünüyorum.  Munte’nin söylediği “Başarının dört şartı vardır: bilmek, istemek, cesaret etmek ve susmak”  sözleri tam bu aile için söylenmişti sanki.

Büyük bir heyecanla güler yüzlü, tatlı dilli ve muhteşem Fikret ve İsmet Düvenciler ailesinden, kendilerine mutluluk ve uzun ömürler dileyerek ayrılıyorum.

Biz, Lüleburgaz halkı, sizlerle gurur duyuyoruz Düvenci kardeşler!

Arkasında böylesine yararlı miras bırakan merhum Niyazi Düvenci’nin Ruhu Şad Olsun!

Mercan Civan

Son Güncelleme: Salı, 28 Ağustos 2012 21:20

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Destan Romanlar

GÖK BAYRAK AŞKINA
Uygur Türklerinin Abdurrahman Han Destanı, 112 sayfa.
Temin Adresi:
22 Kitaplık Setin Kampanya Fiyatı: 45 TL 

Sitemiz Facebookta

Joomla Templates and Joomla Extensions by ZooTemplate.Com

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün5517
mod_vvisit_counterDün8076
mod_vvisit_counterBu Hafta46752
mod_vvisit_counterGeçen Hafta76275
mod_vvisit_counterBu Ay64064
mod_vvisit_counterGeçen Ay249271
mod_vvisit_counterToplam20182713

Şimdi: 74 misafir var.
IP: 3.226.245.48