Oruç Baba Der ki:

Ellerimin ne kadar soğuk olduğunu söylediğinde onun beni, benim de onu sevmediğimi anladım. Çünkü eğer ortada bir kusur varsa; yanmayan ateş kadar, ateşi yakamayan da kusurludur.


MERHABAYA MERHABA!

  • PDF
  • Yazdır
  • e-Posta

 

 

Sözcük Arap dilinden alınmıştır. Ama artık bizimdir, Türkçedir. Çünkü bunu biz ''merhaba'' diye kendimize göre, dilimizin şiirselliği içerisinde çözmüş ve şekillendirmişiz. Ne anlama geldiğini de yazmaya gerek duymuyorum. Bunun nerede, ne zaman, niçin kullanıldığını; içinde gizlediği ve yansıttığı samimiyeti, içtenliği, sevgiyi, iyi niyeti kısacası tüm güzel duyguları sadece biz değil bütün dünya biliyor.

Yıllarca, yüzlerce yabancıya Türkçe öğrettim. Hiç Türkçe bilmeyen kişilerin Türkçe öğrenme sevdasıyla ilk olarak öğrendikleri sözcüğün ''merhaba'' olduğunu ve bu sözcüğün şiirselliğine hayran kaldıklarını, nerede bu sözü duysalar ilk önce akıllarına Türklerin geldiğini, nerede bir Türk'e rastlasalar büyük bir zevk ve heyecanla bu sözcüğü kullandıklarını biliyor musunuz? ''Merhaba'' derken hiç kimse Arapları, Arapçayı düşünmez, aklının ucuna bile getirmez. Çünkü onlar ''marhaba'' der ve sizin yumuşacık bir tınıyla seslendiğiniz ''merhaba''nız onlar için tamamen farklı, yabancı bir sözcüktür. Türkçenin dil kullanımındaki inceliğiyle bezenmiş, şekillenmiş ve değer kazanmıştır, artık Türkçedir. Bunu bu şekilde düşünmek, kabullenmek ve yaşatmak zorundayız. Bunun pek çok örneği vardır ki aslı Arapça ve Farsça iken dilimizde yeniden renklenmiş, bizim gırtlak yapımıza, seslemimize uyarak türlü biçimlere bürünmüş ve hatta bazıları o dillere Türkçe olarak geri dönmüştür.

 

Bütün dünya bizim ''merhaba''mıza sevdalıyken, bizi böyle selamlarken, bunun nereden geldiğini, kimden olduğunu tartışmak gereksizdir. Bilimsel açıdan incelenebilir, ama iş o aşamada kalmalıdır. Hele hele bunun yerine yeni sözcükler uydurmaya kalkışmak ve bunu unutturmaya çalışmak hiç hoş değildir. Hoş olmadığı gibi saçmalığın daniskasıdır. Dil sözlüklerle, onlardan alıntılarla yaşamaz. Dil kendi istediğince var olur ve bizi yönlendirir. Aksine bir yaklaşımla dil açısından bir kazanımın elde edilemeyeceği, üstelik bunun dil sevdasına da yakışmayacağı kesindir. Üstelik bu tutum dilde zorlamacılığa ve aşırılığa kaçmanın da göstergesi olacaktır. Bu da dilde yapıcılık, yaratıcılık ve üretkenlikten ziyade kısırlaştırmaya, ayrımcılığa, sürtüşmelere neden olacaktır. Bu ise kazanç değil kayıptır. Yüzyıllardır dilimizde yer edinmiş bu ve benzeri sözcükleri dışlamaya kalkışırsanız siz dışlanırsınız. Toplumlar geçmişleriyle onurlu yarınları bağdaştırmak zorundadır. Geçmişle aramızdaki en önemli köprüler, bağlar dil aracılığıyla sağlanmaktadır. Geçmiş silinerek, görmezden gelinerek, unutularak hiçbir şey elde edilemez, aksine kimliksizleşilir, yozlaşılır. Bu yozlaşmanın sonu da yok olmaya mahkûmiyettir. Bizi bu sona getirmeye çabalayan iç ve dış güçlere fırsat vermemek için yapılması gereken en önemli iş; dilimize sahip çıkmak, onu korumak ve zorlamalarla değil kurallar gereğince yaşatmaktır. Dilimize sahip çıkalım, çıkalım ki yaşanmış ve yaşanacak tüm şanlı geçmiş ve gelecek bizimle onurlansın, onurundan ödün vermesin. Bu uğurda bizden tek beklentisi saygı ve sadakattir.

 

Kimilerinin zaman zaman ''merhaba'' yerine ''uğrola'' sözcüğünü kullandığını duydum. Oysa bu sözcük ''merhaba'' sözcüğünü karşılamaz. ''Uğrola'' aslında ''uğur ola'' sözcüklerinin hece düşmesiyle yöresel söylenişler sonucu ortaya çıkmış halidir. Aslen ''Uğurlar ola, uğurlar olsun!'' gibi kullanımları yaygındır ve genellikle giden kişilere ''Yolun açık olsun, selametle git!'' vb. dilekleri yansıtmak amacıyla söylenir. Giden kişi ''Uğurlar olsun!'' demez. ''Merhaba!'' karşılaşan kişilerin karşılıklı olarak aynı dilekleri yansıtmak amacıyla kullandıkları bir sözcüktür. Bu karşılaşma yolda da olabilir, biri sonradan geldiğinde de olabilir. Ama ayrılış anında, giderken denmez. İşte o zaman da ''Güle güle!'' ya da onun yerine ''Uğurlar ola!'' veya ''Uğurlar olsun!'' denir.

Hazır konu açılmışken şu ''Hoşça kal!'' ve ''Güle güle!'' söylemlerine değinmek istiyorum. Şu çevirmenler oldum olası sinirlerimi bozmuştur. Bilerek ya da bilmeyerek dilimize pek çok çeviri dili söylemleri kazandırmışlardır(!). ''Kendine iyi bak!'' örneğinde olduğu gibi. Bunları daha önceki yazılarımda işlemiştim bu nedenle ayrıntıya girmek istemiyorum.* Bu çevirmenler yabancıların karşılaşma ve vedalaşma anında aynı sözcükleri kullanmalarını örnekseyerek bizim dilimizi de onlara uydurmaya çalışıyorlar. İngilizce konuşan birileri -ve de aklınca kendine hava vermek isteyen bizimkiler- vedalaşma anında birbirlerine ''bay, bay (bye bye)'' derken Almanca konuşanlar da ''çüz (tschüss)'' diyor. Onlarda giden veya gelen ayrımı diye bir şey söz konusu değil. Daha doğrusu dillerinde bu ayrıma uygun sözcük yok. Oysa bizim dilimizin güzelliği işte bu noktada kendini gösteriyor. Eğer biz bir yerde dururken yanımıza birisi geliyorsa ''Hoş geldin!'' deriz. Gelen de buna karşılık olarak ''Hoş bulduk!'' der. Ayrılık anında ise giden ''Hoşça kal!'' derken kalan ''Güle güle!'' der. Asla o da ''Hoşça kal!'' demez. Oysa işte bu sinir bozucu çokbilmiş çevirmenler, kalana da gidene de ''Hoşça kal!'' dedirtiyor. Daha sonra ne mi oluyor? Sanki matah bir kullanımmış gibi kendini bilmez densizler de hemen bu söylemleri benimseyip uygulamaya kalkışıyorlar. Bir de bakıyorsunuz yerli bir filmde ya da dizide veda anında giden de onu uğurlayan da ''Hoşça kal!'' diyor.

 

Dil kullanımında özenticiliğe yer yoktur. Dilde ''moda'' ve son günlerin sık kullanılan çirkin sözcüğü olan ''trend'' (yaygın kullanım, eğilim) olayı söz konusu olamaz. Dilin kendine göre bir kişiliği vardır. Bu kişiliğe yabancı dil hayranlığı ve özentisi içinde bir şeyler eklemeye hiç kimsenin hakkı ve yetkisi olamaz. Eğer böyle bir işe kalkışırsanız hem kendinizin hem de dilinizin kimliği, şahsiyeti zedelenecektir. Nasıl ki kendi kişiliğinize laf edilince gücünüze gidiyorsa aynı şekilde diliniz için de bu duyguları hissetmek zorundasınız.

 

Kişilikli kişiler, dilinin kişiliğine de saygı duyarlar.

 

Tahsin MELAN  


 

*İlgili yazı için bakınız:

http://ha-ber.net/index.php?option=com_content&task=view&id=7499&Itemid=10

 

***

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Destan Romanlar

Manas'ın Oğlu
Kırgız Türklerinin Manas Destanı'nın ikinci bölümü, 110 sayfa.
Temin Adresi:
22 Kitaplık Setin Kampanya Fiyatı: 45 TL  

Sitemiz Facebookta

Joomla Templates and Joomla Extensions by ZooTemplate.Com

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün7086
mod_vvisit_counterDün7806
mod_vvisit_counterBu Hafta7086
mod_vvisit_counterGeçen Hafta76275
mod_vvisit_counterBu Ay24398
mod_vvisit_counterGeçen Ay249271
mod_vvisit_counterToplam20143047

Şimdi: 84 misafir var.
IP: 3.231.25.104