ATSIZ DİYOR Kİ:

Taviz verene başkaları, kavga çıkarmadığı için belki "aferin" der ama kimse onu şerefli ve haysiyetli saymaz.


YAYLIM ATEŞİ - Ahmet TÜRKAY

  • PDF
  • Yazdır
  • e-Posta

   Araştırmacı, yazar, şaire Emel Balıkçi ile sohbetimizin doyumu olmuyordu.  Yazar Ahmet Türkay’yı bana takdim ediyordu;

‘’ Yazar Ahmet Türkay Bulgaristan Türklerinin orta kuşak sanatçılarının temsilcisidir. 1945 yılında İslimiye’nin Hamzalar köyünde dünyaya gelen sanatçı, bir edebiyatçılar ortamından değil, doğrudan doğruya fabrika koşullarından çıkagelmiştir.

 Ne var ki, bu geliş gürültülü patırtılı olmamış, usul usul gerçekleşmiştir.

 Türkay, kendine öykü alanını seçerek, bu yönde çok ilerilere gitmeyi de başarmıştır. Bu, hem edebiyatçıları, hem okuyucuları sevindirir. Şunu esefle belirtelim ki, yazar Türkay’ın öykülerini ve romanlarını Bulgaristan’daki okuyucular da zevkle okuyabilseler, ne iyi olur.

 Türkay’ın Türkiye’de basılmış birkaç öykü kitabı bir de “Seher gitti romanı” vardır. 1989-da ailesiyle birlikte sınır dışı edilen Ahmet Türkay, İstanbul’a yerleşmiş, yine fabrikalarda çalışarak, 2004 yılında emekliye ayrılmıştır.  ‘’

 İşte bu sözlerden etkilenerek,  ben de sizlere, Ahmet Türkay’ın  bir öyküsünü  paylaşıyorum; 

                                                           

                      

 

YAYLIM  ATEŞİ-Ahmet  TÜRKAY     

 

 

 

   “Sen başka bir çiçeksin gelincik. Öteki çiçeklere benzemeyen kimi özelliklerin var.”

   “Sıcağa dayanıklı, kurakçıl, uzunca ömürlüyüm. Solgunlaşıp kurumam yaz sonlarını

bulur.”

   “Özsuyun yalnız sapına değil,yapraklarına da yürümüş.”

   “Kanının aktığı yerde bitmiştim.Sen olduğum görüşü içine bir yerlere yerleşmişti katilin.

 Canavarca bir öfkeye kapılmıştı. Hıncını burnundan soluyarak körpe yapraklarımı

yolarak almıştı.”

   “Kırmızı lekelere bulanmıştı elleri.”

   “İyicene çileden çıkmış, öfkeden köpürmüştü. Sapımı ayakları altına alarak ezmiş,

toprağın tozuna karışana dek çiğnemişti. Bir hayvan kesicisininkilere benzemişti kanlı

ayakkabıları.”

   Gelincik ile katilime yoğun yaylım ateşi açtık.

   Gelincik:  “Yorgunluğun işe yarar yanı olmadığını anlamıştın.”

    Ben: “Yine de azımsanamayacak bir hırs, direnimle spora sarılmıştın.”

   “Beynindeki takıntıyı düşünemeyecek denli zorluydu antremanların.”

   “Kopmamacasına, kendini vererek yürüttüğün boks çalışmalarından beklentilerinin

karşıtı çıkmıştı ama. Gözlerin kapanır kapanmaz, Cehennem Azapçısı adını taktığın beni

 boğazına çökmüş buluyordun.

   “Tekstil fabrikasında yeni başladığın güvenlik görevlisi görevin, yaz gecelerinin çiyli

 ıslaklığını sepeliyor kuru beklentilerinin üzerine.”

   “Gece çalışıp, gündüz uyumayı tasarlıyorsun. Oysa ellerimin kıskaçlaşmış duygusuz

parmakları, o ince, uzunca boynuna kenetlenmeyi sabırsızca bekliyorlar.”

   Ben: “Şırıl şırıl akan bir övünç deresi mi, yoksa sası sası kokan bataklık mıdır geçmişin?”

   Gelincik: “Geçmişine açılan kilitli kapıyı açsan, övünç deresinin şırıltısını duyamayacaksın.”

  “Bataklık kokusu senin de burnun direğini kıracaktır.”

   “Ulusçuluk hamurun çocukluk yaşlarında mayalanmıştı.”

   “Ben bir Baço Kiro’yum, Türk’ten korkmam“ demiş ulusal haydut kahramanınız.”

   “Verir misin Balkancı Yovi verir misin, güzel Yana’yı Türk inancı, töresine?”

   “Keserim kafasını yine vermem” demiş Balkancı Yovi. Bulgar tarih, edebiyat kitapları

 böyle yazar.”

   “Annenin, Bulgar ruhu, gücünü anlatan öykü, masallarıyla büyümüştün.”

   “Değirmen kayasını koluna geçirip havaya fırlatan bir fenomen, kılıcını sıyırınca,

Osmanlı askerleri kaçacak delik ararlar, padişah ayaklarına kapanır, canını bağışlaması için

Bulgar fenomene yalvarırdı.”

   “O fenomen Bulgar’a korkunç özenirdin. Onun gibi Herkül güçlü, gözü pek olacağına,

makineli tüfeği kaptığın gibi Tük sınırına yürüyeceğine, karşına çıkan bütün Türkleri

geberteceğine yemin billah ederdin.”

   Ben: “Baskılara karşı bir tepki, başkaldırı egemendir Balkancı Yovi şiirinde” derdi

tarih öğretmenimiz, Gercikov.”Başka hiçbir  şiir, Bulgar’ın özünü ve kişiliğini böylesine

açık, yalın anlatmaz.”

   Gelincik: “Kendini tutamaz,şiiri okurdu  Gercikov.”Keserim kafasını”derken, ses

kirişleri ağlayımsı tınılarla titreşirdi.”

 “Sana öğrencilik günlerimize ilişkin ortak bir anımızı anımsatacağım .Ama

 senin gözlerin kapanmış, mışıl mışıl uyumaktasın.”

   “İşte bu olmadı gospodin Kiremitçiyev, (gospodin, Bulgarlarda soyluluk unvanıdır)

sen, Baço Kiro’nun, Balkancı Yovi’nin torunusun. Uykuya da olsa yenilmemelisin. Aldığın

 eğitim, yetiştirilme biçimine ters düşer bu.”

   “Gercikov, “boyunduruk sürecinde, Türk zulmünü” anlatıyordu o gün. Tartışmalı gerçeklere

 kendisinden uyduruk şeyler katarak.”

   “Anlatırken sürekli beş Türk çocuğa bakmıştı, “kıyımları” onlar yapmışlar gibi.”

   Ben: “Gercikov’la beraber, tüm sınıf bize bakmaya başlamıştı. Öfke, kin, iğrenişle.”

   Gelincik: “Okuldan eve dönerken, beş Türk çocuğun yolunu kesmiştiniz.”Türkler Türkiye’ye. Türklere ölüm!” sloganları atarak üzerlerine saldırmıştınız.”

   “İlkin o gün karşı karşıya gelmiştik. Hatırlıyor musun? Neden beş Türk çocuk arasından dövmek için beni seçmiştin? Çirkin, itici bir yanım mı vardı? Karşıma gelir gelmez, kulaktozuma yumruk atmıştın. İğrenç, tiksintili bakışında fiyakalı bir öldürme çılgınlığı dayılanıyordu.”

   “O gün zavallı beş Türk çocuğunu kıyasıya dövmüştünüz.”

   “Baban, doktor veya mühendis olmanı isterdi. Sanki geleceği öngörmüştü.”Dalga-

lanma ve sarsıntılardan etkilenmeyecek bir meslek seç kendine” derdi.”

   “Sen ise öğrenimden tiksinirdin. Ortayı, liseyi, babandan korkuya, zoru zoruna bitirmiştin.”

Okullar seni sıkıyordu, üniversiteyi göze alamıyordun. O yüzden babanın görüşlerine karşı çıkarak polis olmayı seçmiştin.”

   Gelincik: “Ölülerin elleri pense, mengene gibidir. O ellerin kıskacından kurtulabilecek

umarı ruhbilimcilerde aramıştın.”

   Ben: “O gizemli ellerin boğazını sıkmasının bir nedeni olmalı” demişti ilk ruhbilimci. Öyle değil mi?”

”Onu düşünmemeye çalış. Yalnızlıktan kaçın, arkadaş, dost ortamlarına takıl. Şenliği, eğlenceyi boşlama. Kendine uğraşı alanları ara, demişti.”

   “Ünlü, başka bir ruhbilimci  ise alkol kullanmanı, her gece çakırkeyf veya fitil olarak yatmanı önermişti.”

   “Gönlüne yatmıştı bu öneri. Açıkçası esemeli görünmüştü. ”Bir kurtuluş olabilir bu” diye düşünmüştün.”

   “Artık geceleri kafayı çekip  öyle yatıyordun.”

   “Ağzının mide bulandırıcı kokusu, çocuksu boynunu ellerimin istekli uzanışından

kurtaramamıştı  ama.”

   “Gittiğin üçüncü ruhbilimci, o yabancı ellerin neden boğazını sıktığını sormuştu.

Susmuş, soruyu yanıtlamamıştın.”

   “Böyle olmaz ama” demişti, “sağaltıcıdan hiçbir şey gizlenmez. Seni üzen neyse

söyle ki  emini ona göre araştıralım.”

   “Anlatmıştın.”

   “Dudaklarında genişleyen gülümseme kahkahaya dönüşmüştü ruhbilimcinin. “Sen bir kahramansın aslanım!” demişti sırtını tapışlayarak.”Senin gibi görev aşkıyla yanan yiğitler

varken, ulusumuzun başı dert görmez. Üzüldüğün  şeye bak! Sat anasını bu dünyanın! Gez,

dolaş, gül oyna, gününü gün et.”

   “Öncekisinden daha sert, güçlü bir kahkaha atmıştı.”Eyvah!” diye hayıflanmıştın.

“Sanırım adam benden de hasta.”

   “Gözkapakların ağırlaşmış, ayıramıyorsun birbirinden. Uykunun çepeçevre kuşatmasındasın, çember gitgide daralıyor. Direniş bağışıklığın neredeyse bırakacak se-

ni. Birikinti erkle beslenen bitkin bir güç, gözlerini açtırıyor, yırtıcı, paralayıcı bakıyorsun çiçeğe. Ve istençsizce gelinciğin “gölgesi”ne bırakıyorsun gövdeni. Doyumsuz bir uykunun romantik, düşsel evrenindesin.(Katillerin cinayet yerine uğramalarının çok ötesinde sen gelişlerin. Haftada birkaç, bazen günaşırı  buradasın, büsbütün bilinçdışı, içgüdüsel yönlendirmelere dayanıyor gelişlerin.)”

   Gelincik: “İzlediğin kan izi, çalılığa getirmişti seni.(O zaman buraları çalılıktı.

Şimdi ise çayır.) Karşına çıkanı vurmaya kararlıydın. Bulanık suda balık avlanan

günlerdi, sen polis memuru Krum Kiremitçiyev, Partinin sadık, yılmaz eri, ”vatan

hainleri”ne papuç bırakmazdın.”

   Ben: “Beni görünce irkildin. “Yine mi sen?” diyerek tabancanı çektin, namluyu üzerime doğrulttun.(Bu üçüncü karşılaşmamızdı. İkincisinde, niye gönüllü Bulgar adı almıyorum diye

sırtıma dipçikler indirerek, Nüfus Müdürlüğü’ne götürmüştün.) Ayaklarına kapanmamı, beni öldürmemen için  yalvarmamı bekledin. Ancak bunu yapmadım. Kestiğim pantolonun paçasıyla bacağımdaki yaradan akan kanı durdurmaya uğraşıyordum. (Silah zoruyla alınan

adlarımızı protesto etmek için geçtiğimiz yürüyüş, üzerimize ateş açılarak bastırılmıştı.) Soğukkanlı tavrım seni delirtti. ”Pislikler, mikrop yuvaları!” diye bağırdın.”Memleketi ne hale getirdiniz, alçaklar!” Birkaç mermiyle yetinmeyip şarjörü göğsüme boşalttın.”

   “Bütün dayancını tüketmiştin. İmiğini, kurbanının ellerinden kurtaracak çareyi

bulmasını istiyordun usundan.”

   “Hep sıkıştırdığın, rahatına bırakmadığın usun, yüreğini ağzına getirecek çözümü bulmuştu sonunda. ”Özgürlüğünü uykuya değişecek yüreğin varsa, git kendini ihbar et” demişti.”

   “Usunun derinlemesine irdeleyerek bulduğu çözüm, akıllıca görünmüştü sana.”

   “İşlediğin cinayetin cezasını çekmediğinden, ellerimin gırtlağını sıktığını zannediyordun. (Beni kimin öldürdüğü bilinmiyordu. Hiç araştırılmamıştı bile.) Eğer suçunu açığa vurur, Bulgar Ceza Yasası uyarınca yargılanırsan, boğulmaktan kurtulacağını umuyordun.”

   “Seni kendini ele vermeye iteleyen başka bazı etmenler de vardı. Aşırı ulusçu, baskıcı yönetimin yıkılıp, yerine demokratik, parlamenter dizgenin oturmasıyla ülkede birçok şey değişmişti.”

   “Bu arada benim ve halkımın suçsuz olduğumuzu anlamıştın. Vatanın varlığı ve bütünlüğüne yönelik değildi direnişimiz, gelenek göreneklerimizle, insanca yaşamak istiyorduk sadece.”

   “Gördüğün gibi, sakat bir demokrasi bile görüşlerinin değişmesine yetmişti.”

   “Suçluluğun bilincinde, cinayetin cezasını  çekmeye karar verdin. Senelerdir kesintisiz bir

uyku uyuyan vicdanın da uyanmış, seni bunu yapmaya çağırıyordu.”

   Ben: “Tanımadığın, yenilerden, orta yaşlı bir komiser, güler yüzle, içtenli karşıladı seni.

Hal hatır sordu, geçmişteki görevinden övgüyle söz etti.”

  Gelincik; “Savcılığa verdiğin dilekçeyi hangi koşullarda, neyi amaçlayarak yazdığını açıklamanı istedi.”

   “Ortada bir öldürme olayının bulunmadığını, yürüyüşçünün “dağılın” çağrısına uymadığından, güvenlik güçlerince açılan “uyarı ateşi” sonucu,”kaza kurşunu” ile

vurulmuş olabileceğini öne sürdü.”

   “Üzme tatlı canını” dedi sana ayrılırken.”Kirli işler geçmişte kaldı. Unut gitsin!”

   Ben: “Güneş kömür dolu ocağını yaktı. Ortalığı fırın içine döndürecek.”

   Gelincik: “Domur domur terleyeceksin. Ama kan tere de batsan, uyanmayacaksın, biliyorum. Sarı sıcağı çağrıştıran kızgın güneş vız gelecek sana.”

   Ben:   “Parmaklarımdaki dayanılmaz gerilimi yenebilirsem, dokunmayacağım sana.

Katilim de olsan, konuğumsun bugün; töremiz, konuğumuzu kusursuz ağırlamamızı ister bizden.”

   Gelincik: “Yaylım ateşini keseceğiz sen uyuyasın diye.”

   Ben: “Uyu, katilliği yüzüne gözüne bulaştıran, pişman katilim uyu” dedim.

   Gelincik: “Gölgemi genişletebilseydin keşke.” diye yerindi.

 

       Gelecekten Ödünç Ömürle, öykü kitabından.       

Son Güncelleme: Çarşamba, 04 Nisan 2012 21:40

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Destan Romanlar

BARIŞÇI ALP
Saka Türklerinin Alp Er Tonga Destanı, 116 sayfa.
Temin Adresi:
22 Kitaplık Setin Kampanya Fiyatı: 45 TL 
 

Sitemiz Facebookta

Joomla Templates and Joomla Extensions by ZooTemplate.Com

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün1237
mod_vvisit_counterDün8428
mod_vvisit_counterBu Hafta34396
mod_vvisit_counterGeçen Hafta76275
mod_vvisit_counterBu Ay51708
mod_vvisit_counterGeçen Ay249271
mod_vvisit_counterToplam20170357

Şimdi: 124 misafir var.
IP: 3.80.160.29