Anthony Robbins Diyor ki:
 
Hayatta ne yapacağını pek çok insan bilir ama bildiğini yapan insanların sayısı çok azdır.


ORDU DÜZENSİZ, DAĞINIK VE ACINASI DURUMDA- Fethi KARADUMAN

  • PDF
  • Yazdır
  • e-Posta

 

 

I. Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru, Mehmetçikleri yaşla değil; kiloyla askere alıyorlardı. 45 kilo gelen askere alınıyordu. Bu duruma göre 15 yaşında bir çocuk bile asker olabiliyordu[i].

Silah, araç, gereç ve donanım eksiklikleri yanında beslenme, giyinme ve barınma gibi güçlüklerle karşı karşıya olan, savaş gücü zayıflamış Osmanlı ordusu en çok da salgın hastalıklarla boğuşmak zorunda kalıyordu.

Osmanlı Devleti, savaş sanayisinden yoksun olduğu için uzun süreli bir savaşı sonuna dek yürütecek durumda değildi. Almanlar, Enver Paşa’ya, silah ve cephane yönünden sürekli destekleme sözü vermişti. Destek demiryoluyla ve Bulgaristan üzerinden yapılacaktı.

Ne var ki olaylar Enver Paşa’nın tasarladığı gibi gelişmemiş; Bulgaristan Almanya ve Osmanlı Devleti yanında savaşa girmemişti. Sonra dostça da davranmamış, yansızlığını duyurarak topraklarından askeri malzeme geçişini yasaklamıştı. …

 

Osmanlı Ordusu tüm savaş boyunca yokluk, açlık, kıtlık içinde savaşı götürmeye çalışacaktı.

            Değişik zamanlarda, ayrı cephelerden gelen haberler bu acı gerçeği doğrulamaktadır…

Aralık 1914’te, Sarıkamış Seferinde görülen açlık, kıtlık, yoksunluk insan aklına sığacak boyutta değildir:

Er Iğdır’lı Halil İbrahim, midesini kemiren açlığın acımasızca bastırdığını, adımlarının yorgunluktan daha çok açlıktan güçsüzleştiğini hissediyordu. Yularını koluna geçirdiği makineli tüfek ve cephane yüklü atı arkasından geliyordu.

Açlığı deşilmişti. Yürürken elinde olmadan öğürüyor, bağırsaklarının içinde kurtlar gibi dertop olduğunu seziyordu. Açlık iyice dayatmış, başına vurmuş, beynini sarhoşa döndürmüştü. Birazcık ekmeği olsaydı, ısıra ısıra yiyebileceği küçük bir ekmek. Hem yürüyor, hem ekmeği hayal ediyordu.

Kolundaki yuların gerilmesinden atın durduğunu anladı. Şimşek gibi bir düşünce çaktı kafasında: “Eyvah! Ata bir şey oldu. Gidici mi yoksa?” Kafasını çevirince atın durduğunu, arka ayaklarını iki yana açtığını ve irice dışkı çıkardığını gördü, rahatladı. Ezilmiş kar üstüne düşen dışkı orada yayıldı, bir somun biçimini aldı. Üstünde buharlar tütüyordu. Silkinen at ‘Deh!’ demeyi beklemeden yürümeye koyuldu.

Atın dışkısı Halil İbrahim’in düşüncelerini bir başka yöne çekti. Fırından yeni çıkmış buram buram tüten bir ekmeğe benzetti onu. Benzetiş açlığını depreştirdi, bilinçaltı bir dürtüyle çıkarttığı salgı midesini doldurdu. Derken kendi açlığı ile atın dışkısı arasında bir köprü daha kurdu kafasında. Dışkıdaki sindirilmemiş arpa tanelerinin azlığı dikkatini çekti. Eskiden öyle miydi? Arpa tanecikleri dolu olurdu dışkı. Üç gündür çok az arpa dağıtmışlardı. Her zaman yarıya dek arpayla doldururdu yem torbasını. Son günlerde dağıtılan arpa, torbanın dibinde en çok üç, bilemedin dört parmak olmuştu. Hayvanlar da açtı.

Arpa bir yeni çağrışım yaptı: torbanın dibinde atın dudaklarının erişemediği yerde arpa tanecikleri kalmış olmalıydı. Bir çırpıda eğere asılı torbayı aldı, elini daldırdı, karıştırdı. Mutluluk parıltısı belirdi yüzünde, eli yarım avuç samanla karışık arpayla çıktı torbadan. Bir üfürüşte samanları uçurdu, arpaları ağzına attı, çiğnemeye başladı. Tadı kekremsiydi, aldırmadı. Tek arpa tanesi bırakmadı, torbada. Hem yürüdü, hem usul usul, ağzını oyalaya oyalaya yedi arpaları. Sonra atın sağrısına bir şaplak attı şaka dolu, söylendi: ‘Rızkına ortak oldum. Gusura bakmazsın gayrı…’

Neşeliydi. Midesini avunduracak bir şeyler bulmuştu. Neşesi iç dünyasından sıyrılmasına, dışa açılmasına yardımcı oldu. Önünde yürüyen Kemah’lı er Veysel’in kaputunu eline aldığını ve başını açık tuttuğunu o zaman fark etti. Çılgın gibi atıldı: ‘Dellendin mi hemşerim? Donacan lan!’

Yanına vardığında Veysel’in ceketinin düğmelerini de çözmüş olduğunu gördü. Alnı boncuk boncuk terle kaplıydı. Anlamını yitirmiş bakışlarla inler gibi konuştu: ‘Ah gardaşım, yanıyom. Ataş bastı her yanımı. Elimden, ayağımdan can çekilir oldu. Soğukladım herhal.’

Halil İbrahim’in içi cız etti birden. Gömleğinin yakasını araladı Veysel’in. Boynunda kırmızı mercimeğe benzer bir leke gördü. Lekenin üstüne işaret parmağıyla kuvvetlice bastırıp geri çekti. Parmağının basıncıyla kaybolmuş olan kırmızı leke yavaş yavaş yeniden ortaya çıktı. Kesin tifüs belirtisiydi. Hastalığın ilk yüksek ateş yoklamaları başlamış, fakat hava çok soğuk olduğundan etkisini gösterememiş, komaya sokamamıştı.

Halil İbrahim bozuntuya vermedi: ‘Fena soğuklamışsın hemşerim” dedi sadece.

Veysel yolun kıyısına çöktü iyice halsizleşen vücuduyla.

—‘Mahfoldum Iğdır’lı, dedi. Öldüm bittim yorgunluktan. Başım kazan gibi kaynıyor. Azıcık oturup soluklanayım. Benim hayvanı yedeğine al, nasipse ardınızdan varır yetişirim.’

Tifüs yavaş yavaş askerler arasında kendisini göstermeye başlamıştı[ii].”

 

TARİH, SAVAŞTAKİ ASKERLERİ YALNIZCA SAYISAL BİLGİ OLARAK VERİR. OYSA YALNIZCA BİR ASKERİN YAŞAMINDAN KESİTLER BİLE SAVAŞIN GENEL DURUMU HAKKINDA AYRINTILI, AÇIKLAYICI BİLGİLER SUNAR.

            Cephelerde savaş sürerken 7. Ordu Komutanlığı’na Ağustos 1918’de M. Kemal Paşagetirilir. Liman von Sanders, M. Kemal’i ve o günleri anlatır:

“Çanakkale Savaşlarından tanıdığım bu değerli komutan, buraya gelince ordunun sayıca azlığını ve birliklerin perişan durumunu gördü ve aldandığını anladı. Enver, O’na gerçekten uzak rakamlar vermiş ve ordunun durumunu da çok elverişli göstermişti.

M. Kemal Paşa, 12 Ağustos’tan sonra gelmeye başlayan 109. Piyade Alayının iki taburunu hiç yedeği bulunmayan cephenin gerisine çekti. Bu alayın komutanı ve Alay Karargâhının diğer komutanları, Doğu Kafkasya Ordusunda bir göreve atandıklarından İstanbul’dan oraya gitmişler ve bu subayların yerine kimse atanmamıştı.

Söz konusu alayın 3. taburu ise Eylül ayında Afule İstasyonu’na vardığı zaman, bütün tabur topluca firar etti. Birkaç günlük aramadan sonra erlerin büyük kısmı, Cenin-Mesudiye şosesinin doğusundaki köylerde bulundu ve yeniden toplandı. ERLER, TÜRK ÜNİFORMASI GİYİNMİŞ DÜŞMAN CASUSLARI TARAFINDAN, CEPHEYE VARMAZDAN ÖNCE FİRARA YÜREKLENDİRİLMİŞLERDİ. CASUSLAR, AFULE İSTASYONUNDA TÜRKLERİN DURUMUNU UMUTSUZ GÖSTEREN BİLDİRİLER DAĞITMIŞLARDI.

İNGİLİZLER, TÜRK ASKERLERİNİ ETKİLEMEK İÇİN ÇOK USTACA DAVRANIYORLAR, AKLA GELEBİLECEK HER YOLA BAŞVURMAKTAN ÇEKİNMİYORLARDI. HELE HARCADIKLARI PARA SINIRSIZDI. BU İŞLERDE ARAPLAR GİBİ PEK UYGUN KİMSELERİ KULLANIYORLARDI. ÖZELLİKLE PROPAGANDAYA BÜYÜK ÖNEM VERİYORLARDI. İNGİLİZ UÇAKLARI ÇOK ÇEKİCİ BROŞÜRLER ATIYORLARDI. BUNLAR DA İNGİLİZLERE TUTSAK DÜŞEN TÜRK ERLERİNİN NASIL RAHATA KAVUŞTUĞU RESİMLERLE GÖSTERİLİYORDU. BU GİBİ BELGELERİN, KARNI HER ZAMAN AÇ VE HER TÜRLÜ YARDIMDAN YOKSUN BU İNSANLAR ÜZERİNDE YARATACAĞI ETKİ AÇIKTI.

UÇAKLARDAN AYRICA DURUMUN BATI CEPHESİNDE DE İYİ OLMADIĞINI TÜRKLERE VE ARAPLARA DUYURMAK İÇİN HABER VE RESİMLER DE BOL BOL ATILIYORDU.

 

       Arap çöllerinde savaşan 43. Alay Birinci Tabur Bölüğünün günlük yemek cetvelleri de, o günlerde savaşan askerlerin yaşadığı güç koşulları olanca çıplaklığı ile gözler önüne serer:

ASKERİN BESLENME TABLOSU

15 Haziran 1917 günü:

                        Sabah yemeği: Üzüm hoşafı

Akşam yemeği: Yağlı buğday çorbası

Ekmek: tam. 

26 Haziran 1917 günü:

                        Sabah yemeği: Yok.

Akşam yemeği: Üzüm hoşafı

Ekmek: tam. 

18 Temmuz 1917 günü:

                        Sabah yemeği: Üzüm hoşafı

Akşam yemeği: Yok.

Ekmek: Yarım .       

8 Ağustos 1917 günü:

                        Sabah yemeği: Yarım ekmek

Akşam yemeği: Şekersiz üzüm hoşafı

21 Temmuz 1917’den başlayarak ordu emriyle ekmek tüketimi beş yüz grama indirilmişti. Çünkü un ve ekmek kalmamıştı.

ORDU YARI AÇTI[iii].          

 

                        ATATÜRK DEVRİMİ – Fethi KARADUMAN

                                  www.ataturkdevrimi.com

TWİTTER: fethikaraduman2



[i] İlhan Selçuk, a.g.e. k. 2, s.9

[ii] A. Müderrisoğlu, Sarıkamış Dramı, s. 312–315

[iii] İlhan Selçuk, Yüzbaşı Selahattin’in Romanı, k. 1,  s.279

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Destan Romanlar

ÇANAKKALE İÇİNDE
Türkiye Türklerinin Çanakkale Destanı, 128 sayfa
Temin Adresi:
22 Kitaplık Setin Kampanya Fiyatı: 45 TL 
 

Sitemiz Facebookta

Joomla Templates and Joomla Extensions by ZooTemplate.Com

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün687
mod_vvisit_counterDün3976
mod_vvisit_counterBu Hafta22740
mod_vvisit_counterGeçen Hafta61677
mod_vvisit_counterBu Ay101729
mod_vvisit_counterGeçen Ay249271
mod_vvisit_counterToplam20220378

Şimdi: 48 misafir var.
IP: 3.235.107.209