Bacon Diyor ki :

Okumak bir insanı doldurur, insanlarla konuşmak hazırlar, yazmak ise olgunlaştırır...


ATATÜRK ve EĞİTİM-Fethi KARADUMAN

  • PDF
  • Yazdır
  • e-Posta

 

Sakarya Zaferini kutlamak için Bursa’ya gelen İstanbul öğretmenlerine 27 Ekim 1922 günü bir konuşma yapan Atatürk, okulların, eğitim ve öğretimin önemini belirtir. Gerçek kurtuluşun ancak eğitimle sağlanabileceğini belirttikten sonra eğitimin hedeflerini gösterir:

 

 “…Okul genç kafalara, insanlığı saymayı, ulus ve ülkeyi sevmeyi, bağımsız yaşamayı öğretir; bağımsızlık tehlikeye düştüğü zaman onu kurtarmak için tutulması gereken en doğru yolu belleten okuldur.

…Ülkemizin en bayındır, en alımlı, en güzel yerlerini üç buçuk yıl kirli ayaklarıyla çiğneyen düşmanı yenip atan zaferin sırrı nerededir, bilir misiniz? Orduların yönetiminde çağdaş bilgi kurallarını kılavuz yapmaktır.

Ulusumuzu yetiştirmek için asıl olan okullarımızın, üniversitemizin kurulmasında hep bu yolu tutacağız. Evet, ulusumuzun, siyasal, sosyal yaşamında da, ulusumuzun düşünce eğitiminde de yol göstericimiz bilgi ve teknik olacaktır. Okulla, okulun verdiği bilgi ile Türk Ulusu, Türk Sanatı, Türk Ekonomisi, Türk Şiir ve Edebiyatı, bütün ince güzellikleriyle belirip gelişecektir.”

Gerçek kurtuluşun öğretim ve eğitim işlerinde başarıya ulaşmakla gerçekleşeceğini, bu amaç için bir izlence çerçevesinde yoğun çalışmak gerektiğinin altını çizen Atatürk, konuşmasını ayrıntılı açıklamalarla sürdürür:

 

“Görülüyor ki en önemli ve verimli ödevlerimiz öğretim ve eğitim işleridir. Bu işlerde ne yapıp yapıp başarıya ulaşmamız gerekir. Bir ulusun gerçek kurtuluşu ancak bu yoldadır. Bu zaferin sağlanması için hepimizin tek can, tek düşünce olarak belirli bir program üzerinde çalışmamız gerekir. Bence bu programdan beklenen ve istenen iki şey vardır:

  1. Toplum yaşayışımızın ihtiyaçlarına uygun düşmesi.
  2. Çağımızın getirdiği ve gerektirdiği gerçeklere uygun düşmesi.

Gözlerimi kapayıp herkesten ayrı ve dünyadan uzak yaşadığımızı düşünemeyiz. Ülkemizi bir sınır içine alıp dünya ile ilgisiz yaşayamayız. İleri ve uygar bir ulus olarak çağdaş uygarlık alanı ortasında yaşayacağız. Bu yaşama da ancak bilgi ile, teknikle olur. Bilgi ve teknik neredeyse oradan alacağız ve ulusun her bir insanının kafasına koyacağız. Bilgi ve teknik için başka bağ, başka koşul yoktur.

Akla uygun hiçbir nedene dayanmayan bir takım geleneklerin, inanışların korunmasında direnip duran ulusların ilerlemesi çok güç olur, belki hiç olmaz. İlerlemek yolunda bağları ve koşulları aşamayan uluslar, çağa uygun, akla uygun bir yaşama içinde olamazlar; genel yaşamada görüşü geniş olan ulusların ellerine düşüp onlara tutsak olmaktan kurtulamazlar!

Bütün bu gerçeklerin ulusça iyice anlaşılması ve içe sindirilebilmesi için her şeyden önce bilgisizliği gidermek gerektir. Bunun için öğretim programımızın, eğitim davranışlarımızın temel taşı bilgisizliğimizi gidermek olmalıdır. Bu bilgisizlik giderilmedikçe yerimizde sayacağız. Yerinde duran bir şey ise geriye gidiyor demektir.”

 

Ülkemiz için de uygar düşüncelerin, çağdaş ilerlemelerin, zaman yitirilmeksizin yayılması ve gelişmesinin gerekli olduğunu belirten Atatürk, bunun için de “Bütün bilim ve teknik insanların, bu uğurda çalışmayı bir namus borcu bilmeleri” gerektiğini söyler. Yine, Öğretmenleri, ozanları, yazarları, tüm sanatçıları tarih bilincinin oluşturulması ile de görevli kılar:

“Öğretmenlerimiz, ozanlarımız, yazarlarımız, ulusa, geçen yıkılış günlerini, bu yıkılışların gerçek nedenlerini anlatacaklar, söyleyecekler, bu kara günlerin geri dönmemesi için, yeryüzünde uygar ve çağdaş bir Türkiye’nin varlığını tanımak istemeyenlere onu tanıtmak zorunda olduğumuzu hatırlatacaklardır.”

Nüfusun %90’inin köylerde yaşadığı, okuma yazma oranının çok düşük olduğu Kurtuluş Savaşı’nın ilk günlerinde eğitim çalışmalarını başlatan M. Kemal Atatürk için eğitim, “En temel sorundur.” “Eğitimdir ki; bir ulusu ya özgür bağımsız şanlı, yüksek bir toplum durumunda yaşatır, ya da bir ulusu tutsaklık ve düşkünlüğe bırakır.”

Cumhuriyet dönemi öncesinde bilim dışı, dogmatik inanca dayalı, Şer’i kuralların ezberletildiği medreseler ile kapitülasyonların sağladığı olanaklarla azınlıkların kurduğu “Yabancı okullar” 1 Mart 1924’te kabul edilen “Öğretim Birliği Yasası” ile kaldırılır. Aynı gün kabul edilen yasalarla, Hilafet ve Şeriye ve Evkaf Vekâlet de kaldırılarak; Türk ulusunun geriliğin, ilkelliğin, dogmaların tutsaklığından kurtulması ve eğitimin ulusal, laik, bilimsel nitelikte olması yönünde önemli bir adım atılır. Toplumun bilim, kültür, sanat alanlarındaki gelişmesinin önündeki engeller kaldırılır.

İzmir İktisat Kongresi sonrasında, 8 Mart 1923’te, Eğitim Bakanlığı’nın Atatürk’ün görüşleri doğrultusunda hazırladığı Eğitim Andı (Maarif Misakı) genelgesinde eğitim alanındaki amaçlar:

  1. Ulusçu, halkçı, devrimci, laik ve cumhuriyetçi yurttaşlar yetiştirmek.
  2. İlköğretimi yaygınlaştırmak ve herkese okuma yazma öğretmek.
  3. Yeni kuşakları bütün öğrenim basamaklarında genellikle bilimsel, özellikle de ekonomik yaşamda etkin ve başarılı kılacak bilgilerle donatmak.
  4. Toplum yaşamında korkuya dayalı ahlak yerine, özgürlük ve düzen arasında uzlaşma kurmaya dayalı gerçek ahlak ve erdemi egemen kılmak.
  5. Türk ulusunu uygarlıkta en ileriye götürmek ve yeni kuşakları, Türk olmak onurunun gerektirdiği aşk, istenç ve güçle yetiştirmek.

Cumhuriyetin kurduğu eğitim düzeni, demokratik ve laik niteliği sayesinde aynı zamanda gerçek anlamda ulusal bir eğitim de getirdi. Böylece Türk ulusal bilincinin demokratik ve barışçı niteliklerle donanmış olarak ortaya çıkmasını ve pekişip yerleşmesini sağladı. Cumhuriyetin eğitim düzeninin, demokratik ve insancıl Türk ulusal bilincini oluşturan ve pekiştiren öğe ve özellikleri:

  1. Ulusal egemenliğe dayalı, tüm yurttaşların eşit biçimde yararlanacağı, demokratik içerikli, hiçbir kesim ya da sınıfın baskısı altında bulunmayan, hiçbir bağnaz ideoloji ya da doktrinin beyin yıkamasına izin vermeyen bir eğitim olması.
  2. Türk Ulusunun tarihinin Türklerin İslam dinine geçmesiyle başlamadığını, Türklerin bu dine girmeden önce de büyük bir ulus olarak var olduğu gerçeğini ortaya koyması ve öğretmesi; bunun gibi, Anadolu ile bağlarımızın 1071 Malazgirt Zaferiyle başlamadığını, tam tersine Etilere, Sümerlere değin uzandığını ortaya çıkarıp, yetişen kuşaklara ve genellikle yurttaşlara göstermesi.
  3. Çocuklara, gençlere ve her yurttaşa yurt sevgisi vermeye, ulusunun ve ülkesinin bugününü de geçmişini de doğru olarak tanımaya yöneltici bir eğitim olması.
  4. Eğitimin dilini yabancı diller boyunduruğundan kurtarıp Türkçeyi eğitim dili yapması, dilimizi doğru yazıp doğru okumayı olanaklı kılan bir yazıya kavuşturması[i].

 Cumhuriyetin ilk yıllarında ülkenin yeniden yapılanması yönünde, çalışmalar sürdürülürken eğitimin de yaygınlaştırılması için önemli uğraşlar gerçekleştirildi. O yıllardan başlayarak ulusal eğitim politikamızın oluşturulmasında öncelik ve önem bilimselliğe verildi. Yazıda ve dilde de devrimler yapılarak, eğitimde okuma yazma seferberliği başlatıldı. 1920’lerde dokuz erkekten yalnız biri okuma yazma bilirken bu oran kadınlarda çok daha düşüktü. Bin kadından yalnızca dördü okuma yazma biliyordu.

 

ATATÜRK DEVRİMİ – Fethi KARADUMAN

www.ataturkdevrimi.com

TWİTTER; fethikaraduman2

Son Güncelleme: Salı, 07 Şubat 2012 17:14

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Destan Romanlar

KAYADAN DOĞAN KIZ
Hakas Türklerinin Altın Arığ Destanı, 112 sayfa
Temin Adresi:
22 Kitaplık Setin Kampanya Fiyatı: 45 TL  

Sitemiz Facebookta

Joomla Templates and Joomla Extensions by ZooTemplate.Com

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün7289
mod_vvisit_counterDün7806
mod_vvisit_counterBu Hafta7289
mod_vvisit_counterGeçen Hafta76275
mod_vvisit_counterBu Ay24601
mod_vvisit_counterGeçen Ay249271
mod_vvisit_counterToplam20143250

Şimdi: 93 misafir var.
IP: 3.231.25.104