Oruç Baba Der ki:

Konuşmak bilgili olmanın göstergesi midir, bilinmez; ama susmak bilgelik gerektirir.


Zarf

  • PDF
  • Yazdır
  • e-Posta

alt

 

İçinde tahlil sonucu olan zarfı yüzüme bile bakmadan bankonun üstüne bırakıyor.       

“ Nasıl, iyi mi kötü mü ? “ 

İki kaşı da aşağı sarkmış. Gözleri suskun. Hiçbir ifadeye geçit yok. Hiçbir soruma cevap yok. Laborant’ın başı eğik. Masasında ki kum saatini ters çeviriyor. Ölüm hiç bu kadar yakınıma sokulmamıştı. Hiç bu kadar soğuk ter vücudumdan fırlamamıştı. Kum akıyor, ben koşuyorum. Zarfı elimde evirip çevirdikçe, Rüzgâr'ı tramvayı sağa sola sallıyor, elleri yanaklarından düşüp uyanıyor yolcular. Gözleri prova bile yapmaksızın aynı anda nasıl da dönüyor bana. Yoksa biliyorlar mı kum saatini ? Zarfa bakıp, bekleşiyorlar. Okursam merakları bitecek, hemen buracıkta ölü kumlarla örtüp üzerimi, tekrar uykularına geri dönecekler.

“Hiç okur muyum şimdi bu haberi onlara. Kim kısa bir zaman sonra ölecek birini tanımak, hatırlamak ister ki.” Hiç olmazsa unutmayacakları kadar uzun uzun baksalar bana.

“ Heey, benim kaderim bu zarfın içinde, ya sizin ki ? ” Diyerek yeniden sallıyorum. Uyku mahmurlukları iyice dağılıyor. Yanımda oturan, saçını atkuyruğu yapmış bir genç kitap okuyor. “Ölümsüzlük durağı yok mu? “ Diye soruyorum, bir ümit. Duymuyor beni. Kafka, Ural, Tolstoy, Refik Halit ve Ömer Seyfettin’in hikâyeleri arasında maceradan maceraya koşuyor. Henüz vaktim dolmadan, münadi kapıda belirmeden öykü kahramanlarının arasına karışsam, oradan seslensem duyar mı ? Kum akıyor. Avuç avuç toplamalıyım. Karşımda annesinin kucağında can sıkıntısıyla oflayan çocuğun yanına gidiyorum. “Kumdan kaleler yapalım mı  ? “diye soruyorum. “Kalede saklambaç oynarız, kör ebe oynarız, kimse bulamaz bizi.”  Hiç ilgilenmiyor bu teklifimle. Hatta ürkek bakışlar gönderip, omzuyla annesine daha da bir sokuluyor. Kum hala akmaya devam ediyor. Ölümsüzlük istasyonu görünmüyor. İşte, boncuk boncuk ter damlaları alnımda parlamaya başladı bile. Parmaklarım bileğimde, nabzımı saymaya başlıyorum. Beyaz sakallı aksayan ihtiyar bir amca kapıya ağır ağır yürüyor, nabzım da onun adımlarıyla ağırlaştıkça ağırlaşıyor. Parmağım alyansıma takılıyor. Zayıflamışım, döndükçe dönüyor. Bende dönmeliyim. Tramvayın en arkasında bir kız bir oğlan sevgiyle birbirlerinin gözlerine bakıyor. Belli daha yolun başındalar. Sol yüzük parmağıma alyans takılan günü anımsıyorum. Zarf masanın üstünde, hemen önümüzde pastanın yanında duruyor. O gün nasıl da fark etmemişim. İyi günde kötü günde, hastalıkta sağlıkta sözleri verilip, alkışlar arasında resimler çekiliyor. Yüzüme tebessüm yayılıyor. Yolcuların gözü hâlâ merakla zarfta. Kum taneleri hâlâ akıyor. Tramvay hâlâ son durağa gelmedi. Laborant kum saatini tekrar ters çeviriyor.


İsra Doğan

Son Güncelleme: Salı, 31 Ocak 2012 03:23

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Destan Romanlar

DEDE KORKUT’UN DİLİNDEN
Oğuz Türklerinin Korkut Ata Destanı, 172 sayfa.
Temin Adresi:
22 Kitaplık Setin Kampanya Fiyatı: 45 TL 

Sitemiz Facebookta

Joomla Templates and Joomla Extensions by ZooTemplate.Com

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün2737
mod_vvisit_counterDün4847
mod_vvisit_counterBu Hafta17552
mod_vvisit_counterGeçen Hafta32421
mod_vvisit_counterBu Ay115642
mod_vvisit_counterGeçen Ay201974
mod_vvisit_counterToplam20841119

Şimdi: 47 misafir var.
IP: 3.237.67.179