Anthony Robbins Diyor ki:
 
Hayatta ne yapacağını pek çok insan bilir ama bildiğini yapan insanların sayısı çok azdır.


İŞ yerinizin Havasını Kim Zehirliyor?

  • PDF
  • Yazdır
  • e-Posta

 

alt
Hepimizin içinde hem kötülük hem iyilik vardır. İçimizdeki iyi ve kötü birbiriyle çatışır ve biz bu çatışmada hangisini seçersek onu yaşarız. İyi olmak da kötü olmak da elimizdedir.
 
Her sabah işyerlerimize giderken, içimizdeki iyiyi de kötüyü de beraberimizde götürürüz. İçimizdeki kötü denetimimizden çıkarsa, etrafa negatif enerji yaymaya başlarız. Kötü tavır ve davranışlar çatışmalara neden olur ve kendi kendini besleyen bir süreç başlar. Ortaya çıkan kötülük herkesi olumsuz etkiler. Bir kişiden yayılan zehir, herkesi zehirler. Bir kişinin olumsuz davranışı, tüm ortamın ahengini bozmaya yeter de artar bile. Kötülük hızla bulaşır. 
Bulundukları ortamı zehirleyen çeşitli insan tipleri vardır:
 
 
 
·         Kendi ihtiyaçlarını diğerlerinden daha önemli ve acil zanneden “benciller”,
 
·         Kuralların kendileri için değil de diğerleri için koyulmuş olduğunu düşünen “asiler”,
 
·         Sorumluluk üstlenmekten kaçan, sürekli etrafını suçlayan “hamlar”,
 
·         Kendi istedikleri olmayınca sorun çıkaran “huysuzlar”,
 
·         Öfkeli, sivri dilli, saldırgan tavırlı “kavgacılar”,
 
·         İğneleyici ve küçümseyici sözlerle etrafta sürekli negatif bir hava estiren “kibirliler”,
 
·         Hemen her konuda kendi görüşünü herkese kabul ettirmek isteyen “çokbilmişler”,
 
·         Her durumu dramatikleştiren, sürekli sızlanan ve her şeyden şikâyet eden “mızmızlar”,
 
·         Egoları şişkin, kendilerini mükemmel zanneden ”narsistler”,
 
·         Her şeyi kontrol altında tutmaya çalışan ve etrafındaki herkesi bu aşırı kontrolle kasıp kavuran “obsesif-kompulsifler”,
 
·         Her durumda mutlaka olumsuz bir yön bulan “felaket tellalları”.
 

İçlerindeki kötülüğü zapt edemeyen insanlar hepimizin çevresinde var.
 
Kendilerine yenik düştükleri yetmiyormuş gibi bizi de zehirlerler. Bize kötü günler geçirten onlardır. Onlar hayatın zaten var olan zorluklarını bir kat daha artırırlar. Bulundukları ortamda kamplaşma, kutuplaşma ve çatışma yaratırlar; kendi halinde çalışan insanları tedirgin ederler, şirkete olan bağlarını zayıflatırlar.
 
İçinde yaşadığımız dönemde çalışanların çoğunluğu ya aklı ve bilgisiyle ya da yaratıcılığıyla katma değer yarattığı için, çalışma ortamını zehirleyenlere karşı duyarlılığımız giderek artıyor. Sorunlu bir insan, bütün bir bölümün moralini bozup, ciddi verim kayıplarına neden olabiliyor. Üretim bandında çalışmadığımız için, “zihin açıklığına ve ruh sağlığına” hiç olmadığı kadar çok ihtiyacımız var.
 
Bugünün iş ortamlarında, en alt seviyedeki bir çalışanın bile en üst düzeydeki bir yöneticinin gününü mahvetme gücü (!) vardır. Hiyerarşilerin azaldığı, herkesin herkesle ilişkide olduğu günümüz iş ortamlarında kırılganlık, herkese özgü bir özelliktir. Kimse dokunulmaz değildir.
 
Bir yöneticinin görevi iş ortamında verimliliği sağlamak olduğuna göre, işyerinin esenliğini koruma görevi de vardır. Gergin ilişkiler içinde başarı sağlamak mümkün olmayacağından, bir yöneticinin iş ortamına zehir saçanlara kayıtsız kalma lüksü yoktur.
 
Bugünün çalışma ortamlarında, “kötülüğü” önlemek için, eskinin cezalandırma ya da sindirme yöntemleri çalışmıyor. Bu sebeple ben, iş ortamlarında zor insanları yönetmenin, açık yürekli bir diyalogla mümkün olacağına inanıyorum. 
Bir yöneticinin görevi, hem “sorunlu” insanları yönetmek hem de onlara rağmen çalışma iklimini pozitif, yapıcı duyguları ortaya çıkaran bir iklim haline getirmektir. 
Benim şahsen son yıllarda bu konuya duyarlılığım çok arttı.
 
Gerek özel hayatımda gerekse iş hayatımda içinde bulunduğum ortamlarda “negatif” tavırlara karşı yüksek bir farkındalıkiçindeyim. Ne zaman olumsuz bir tavırla karşılaşsam, yaptığım işi durdurup önce söz konusu tavrı yapanın amacını, derdini, sıkıntısının kaynağını anlamaya çalışıyorum. Bunu doğrudan kendisine sorarak yapıyorum. Yapmakta olduğumuz işin akışını durdurup, böyle bir soru sormak kimsenin alışık olduğu bir durum değil. Dolayısıyla çok etkili oluyor. Sorduğum soruyu son derece samimi, kinayesiz, imasız, doğrudan soruyorum
Bu yöntem çok işe yarıyor. Size de tavsiye ederim. Şeffaflık, açıklık ve yaptıkları tavrı doğrudan kendilerine sormak –suçlamadan sormak- onları problemlerinin gerçek kaynağını araştırmaya ve iletişimlerini daha pozitif bir eksene taşımaya yönlendiriyor. 
Siz de deneyin. Havanızı kirletenlere izin vermeyin.
 
Şurası bir gerçek ki, havamızı zehirleyenler hep olacak.
 
 Bizim bunlara rağmen içinde bulunduğumuz ortamları temiz tutmayı başarmamız lazım.
Ben daha enerjik ve yaratıcı ortamlar elde etmenin, olumsuz kişilere rağmen mümkün olabileceğine hatta değer odaklı iş ortamlarının zaman içinde bu tarz olumsuz kişiler üzerinde de tedavi edici etkiler yaratacağına inanıyorum.
 
Eğer çalışma ortamı değer odaklı bir ortamsa yani kararlar şartlara ve kişilere göre değil ilkelere göre alınıyorsa, sorunlu insanların kendilerini düzeltmeleri ve “olumlu” havaya uyum sağlamaları çok daha kolay olur.
 
Değer odaklı bir ortamda bile havanızı zehirlemeye devam eden, kendilerini değiştirmeye direnen insanlar varsa size tavsiyem kendinizi onlardan korumanızdır. Bence hemen -eğer mümkünse- insan perhizi yapmaya başlayın.(Alıntı)
 
 
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Destan Romanlar

GENÇLİKTE VERİLEN SÖZ
Tuva Türklerinin Alday Buvçu Destanı, 104 sayfa.
Temin Adresi:
22 Kitaplık Setin Kampanya Fiyatı: 45 TL 
 

Sitemiz Facebookta

Joomla Templates and Joomla Extensions by ZooTemplate.Com

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün1791
mod_vvisit_counterDün3594
mod_vvisit_counterBu Hafta1791
mod_vvisit_counterGeçen Hafta24852
mod_vvisit_counterBu Ay58345
mod_vvisit_counterGeçen Ay112267
mod_vvisit_counterToplam17804771

Şimdi: 41 misafir, 2 bots var.
IP: 3.227.254.12