Cenap Şehabettin Diyor ki :

Gençlik çabuk geçer derler, malesef ihtiyarlık da öyle!


VAY BENİM MİLLETİMİN HALİNE VAY !Prof. Dr. C. Deniz Ulutan

  • PDF
  • Yazdır
  • e-Posta

Bu yazıyı tahmin ederim ki kültürü, bilgilenmeyi sevenler okuyacaktır.Diğerleri "ı ıh.. çok uzun" bahanesiyle okumayacaktır.Ben O, okumayacakların okumalarını tavsiye ediyorum... Çünkü onlara yazdım...Bilmeden, farkında olmadan kara bir hataya düşenlere, kapkara..!
TÜRK TOPLUMU DEĞERLERİYLE YOK OLUYOR! BAKLAVA, BÖREK, HORON VE BAYRAĞINDAN
BAŞKA DEĞERİ KALMAYACAK HALE YAKLAŞIYOR, BAZILARINA GÖRE ZATEN KALMADI BİLE...

Şöyle bir örnek vererek başlasam...
Lütfen! karşınıza en az 2-3 kişi alarak şu soruyu sorunuz:
"Annemin babası Üsküdar'da yaşıyor.Babamın babası da Şişli'de.
Sizi aradım ve 'Eyvah! Hava alanındayım, telefonum kesilecek... çabuk! Yetişin!
Pasaportum dedemin evinde kaldı' diyorum ve telefonum kesiliyor.
Şimdi siz Şişli'ye mi? Üsküdar'a mı gideceksiniz?"
Sanırım bu soruyu karşınızdaki kişiler cevaplarken ihtilaf çıkacaktır. En
azından derhal! Çabucak bir cevap alamayacaksınız.
Kimi diyecektir ki "Bizim orada annenin babasına dede", diğeri de tam aksini
söyleyecektir belki de...
Anlatmak istediğim... Üsküdar'a mı yoksa Şişli'ye mi gidileceği konusunda, kime
"Büyükbaba" veya "Dede" deme ölçüsünde kesin anlaşma sağlanamayacağı için...

Sonuç: DAHA ANAMIZI, BABAMIZI ANLATIRKEN ZORLANDIĞIMIZ BİR LİSAN KONUŞMAKTAYIZ.
Burada amacım, lisanda, hitapta kelimelerin, kavramların, ölçülerin önemleriyle
ortaya çıkan anlaşmazlıklardır.
Düşünsenize… daha anamı babamı anlatırken zorluk çekebileceğimiz,
anlaşmazlıklar çıkabilecek bir toplumda, tarihte bu toplumu yok etmeye çalışan
bazı planların uygulamalarında son nokta adeta konulmak üzere ya da konuldu
bile...
"Eğer bir toplumu yok etmek istiyorsanız dilini yok edeceksiniz. Örneğin bugün
Akdeniz kıyılarındaki kazılarda Likya'lıların, Finikya'lıların çanak çömlekleri
çıkıyor. Noldu bu kavimlere? Yokmu oldular? Hayır..! Hepsi burada içimizde
yaşamaktalar, fakat dilleri yok oldu... değerleri yok oldu..." (Prof. Dr. Oktay
Sinanoğlu - Bye Bye Türkçe 1994)
Buna en güzel örnek, İngiltere Hindistan'ı işgal ettiğinde derhal bir milli
eğitim komisyonu kurdu ve okullarda yerel Hint'çe yerine ana dil olarak
İngilizce eğitimi vermeye başladı. Ardından 30 sene sonra nesil tamamen İngiliz
yanlısı olarak yetişti... Daha birçok örnekleri de mevcuttur...
Ama Japonya, Çin, Yahudiler ne harflerinde ne de dillerinde zerre kadar
değişiklik yapmadan vedahi 2. dünya savaşında yerle bir oldukları halde şu anda
dünyanın lider konumundalar... Kültürleri onlara yetti...
Ama ülkemizde bizi tarihten beri bir tutan, Millet olmamızı sağlayan ve en
önemlisi Vatanımızı, Milletimizi ve Bayrağımızı kutsal saymamızın asli değeri
olan "Dini ve Milli Kültürümüz" değerleridir. Bu değerler yok olduğunda kalan
sadece toprak kavgası olacaktır. Ne bayrağımızın ne de Milletimizin, kalabalık
Nüfuskağıdı toplumundan farkı kalmayacaktır.
Bu konuda batının ve Avrupa'nın yegane bir isteği, arzusu vardır...
Ortadoğuda Aktif Türk Müslüman kimliği kalmasın!
Bunu gerçekleştirmenin en güzel yolu da onların dillerini değiştirerek
anlayışlarını, bu şekilde de kültürlerini ve dolayısıyla da toplumu
değiştirmektir.
Bunu sanırım kısmen başardılar da...
Bakınız, Osmanlı İmparatorluğu döneminde İspanya'dan bize sığınan Yahudi'lerden
ve özellikle de 1. Dünya savaşında Pera Palas'ta resmen Ofis kurabilecek kadar
küstahça ülkemizde cirit atan batılı ajanlar, vakıf, şirket, dernek adı altında
bugün de aynı görevi başaruyla sürdürmektedirler...
Bunlar ülkemizde öncelikle Notre Dame De Sion, Saint Baint Vois, Saint
Michelle, Robert College gibi daha birçok misyoner okulu açarak kendilerine
mürid yetiştirmiş (taraftar) ve sonra da dilimizi aşağıda yazacağım gibi de
değiştirebilmeyi başarmışlardır....
En basitinden... Birisine kızdığınızda "APtal" diyoruz... Halbuki Türkçemizde
böyle bir kelime yok... "aBdal" var. Anlamı ise: Herkesi avffetmesiyle tanınan
demektir. Yine kızınca "salak" diyoruz. Bu kelime de yok Türkçemizde. Ama
ezanda ne var? "Hay ya salaH" (Haydi namaza) burada da "namazcı" kelimesiyle
bir kötüleme, aşağılama olarak kullanılmaya başlanarak, nasıl ki dün "Kâtil"
denmekteydi... bugün ise "katil" "salah" ta oldu "salak" "abdal" oldu "aptal"
ve okadar kıymetli, dinimizi, inancımızı temsil eden kelimeler en aşağılayıcı
kelimelerin yerini aldı....
Bu da domino taşı gibi zincirleme, toplumsal bir facia çığının ilk topunu
yamaçlardan aşağı atmış ve hızla büyüyerek yuvarlanmaktadır...
Bu makalemi daha önce de yazmış fakat tekrar arayıp bulmaktansa yeniden yazmayı
tercih etmemin sebebi ise Face'te, aslında arasıra beğenerek izlediğim bir
sayfada yazan, hatta, anladığım kadarıyla da kendisini "Ülkücü" olarak (Milli
değerlerimizi savunan görüş sahibi) görebilen bir kişini yazdığı şu durum
güncellemesinin nekadar yanlış olduğunu anlatmak adına yazdım.
Yazılı olan kesiti burada tekrarlıyorum:
"Efendiler ve ey millet, biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler,
müritler ve meczuplar memleketi olamaz. En doğru en hakiki tarikat, medeniyet
tarikatıdır."
M.K.Atatürk
'Atam tekkelerin adı cemaat oldu, şeyhlerin adı hoca oldu, hiçbir şey
değişmedi. yalnız şimdiki şeyhler jet skilere de biniyorlar.'
Diye de not yazmış...
Sanırım Atatürk'çülüğümü hepiniz bilirsiniz... Orada bir sorun yok...Sorun şurada... kelimlerde ve anlamlarda....Ben, bu makaleyi resmen yazabilmeye yetkili bir Profesör olarak bu kelimelerin
anlamlarını düzetlmek isterim.
Zira değişmiş olan kelimelere bağlı anlayışlar ve oluşmuş, hem de Milli değerlerimize oluşmuş düşmanlıkların anlatımlarını!
Kesitte belirtilen "tekke" zamanında "Oxford, Howard" Üniversitelerinin
yerinde, İbni Hatem gibi, Sony şirketinin duvarlarında, "kameranın temelini
atan bilgin" olarak yer alan (vefat eden annesinin gözünü keserek, dünyada
gözün ilk kağıda çizilen anatomisini taşımış kişi), Ya da bugün eğer Aritmetik
hesabı yapabiliyorsak, matematikte "0" (sıfır)'ı kullanmamızı ve hatta
bilgisayarın temelinin atılışı olan "Binary" kavramının ve "Al Gebra [Cebir]"
matematiğini kendisine borçlu olduğumuz, dünyanın tarih kitaplarında övgüyle
söz edilen Medreselerdir...
"Cemaat" ise biribirine bağlı toplum anlamındadır. Biz Millet olarak cemaat
milletiyiz ki... Atatürk hemen hemen her konuşmasında "Cemaatiniziden
ayrılmayınız" demiştir.
"Şeyh" ise bugün bu kesiti Face duvarında yazan kişinin de sık sık yayınladığı,
başka sayfalarda "beğen" düğmesine basarak onayladığı "Yunus Emre, Mevlana
Celaleddin Rumi" gibi şahsiyetlere verilen ünvandır ki... zamanımızda değişime
uğramış ve Nişantaşında birisi size "Yaşam Koçu" yazılı kartvizit verdiğinde,
aslında "şeyh" demektir :) Ğstğne üstlük te... çoğunun bilgisiz ve bihaber
olduklarını da çekinmeden yazabilirim...
Ama işin ilginç tarafı. bu kişinin bunlardan sanırım dikkatinden kaçmasından
dolayı haberi olmadığı. Medyamız ve ekranlarda izlediğimiz, burnu halkalı
kişilerin yazdıkları senaryolarla yetiştirdiğimiz bir neslin görüntülerinden
öğrendiklerimz tabi ki...
Ama en bedbahtı ise...
Aşağıda yazdığım kelimelerin anlamları nsaıl değişti..ne hale geldi, bunun
matematiğini yaparsak, sanırım toplumumuzun, milletimizin aslında negibi bir
tehlikeyle karşı karşıya olduğunu anlamak pek zor olmasa gerek...

Şeyh = 'Yaşam koçu'
Alim = 'Danışman'
Kuma = 'Metres'
Fahişe = 'cürretkar'
Mümin = 'kökten dinci, fanatik'
Din cahili = 'aydın'
Teknik hukuk cambazı = 'avukat'
Hasta = 'müşteri'
Nimet = 'ürün'
Hâl = 'mod'
Zina = 'birliktelik'
Günahkar = 'çağdaş'
Batıl = 'batılı otorite'
Yardımsever = 'ahmak'"

Prof. Dr. C. Deniz Ulutan 

 

Yorumlar  

 
#1 Günel Ramazan kızı 30-12-2011 11:32
hayırlı günler sayın profösör! Yazınızı okudum, çok haklısınız.ben azeri kökenli türküm ve yabancı diller lingvistik alanında tahsil aldım ve türk dilleri içinde çok az bozulmuş olan azeri türkçesidir. türk dili bizlerin ana dilidir ve ana dilimize bu kadar yabancı sözlerin girdirilmesine bence dur deyilmesi gerekmektedir. yoksa 30 yıl sonra türk dili çok anlaşılmaz bir konuma gelmiş olacaktır. ve ben bunu çok üzülerek söylüyorum. şu an antalya tarih ve turizm kitabını yaziyorum ve elimden geldiyi kadar asil türk sözlerini kullanıyorum. teşekkürler!
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Destan Romanlar

YARDIMSEVER AVCI
Kazak Türklerinin Kambar Batır Destanı, 96 sayfa
Temin Adresi:
22 Kitaplık Setin Kampanya Fiyatı: 45 TL  

Sitemiz Facebookta

Joomla Templates and Joomla Extensions by ZooTemplate.Com

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün3491
mod_vvisit_counterDün3445
mod_vvisit_counterBu Hafta6936
mod_vvisit_counterGeçen Hafta27536
mod_vvisit_counterBu Ay3491
mod_vvisit_counterGeçen Ay129071
mod_vvisit_counterToplam20858039

Şimdi: 89 misafir var.
IP: 3.237.66.86