J.J.Rousseau Diyor ki:

Sıradan bir kadın nazarında,her erkek daima erkektir;ama kalbinde sevgi olan bir kadın için,aşığından başka erkek yoktur.


BİR ÖYKÜDÜR HAYAT

  • PDF
  • Yazdır
  • e-Posta

 

alt

Bir Öyküdür Hayat

 

,,Hayat bir öyküye benzer.

Önemli olan yanı,

eserin uzun olması değil,

iyi olmasıdır”

      Seneca

 

Sosyal paylaşım ağı Facebook’un kurucusu Mark Zuckerberg haklı olarak 2010’da Yılın Adamı seçildi.

Sayesinde ben de Şair-Yazar Yılmaz Uçar ile sanal ortamda arkadaş olarak onurlandım, maneviyatıma farklı, yeni bir değer kazandırdım. Zaten “Dünya ne kadar küçük!” demezler mi – bunun böyle olduğunu bir daha algıladım ...

Yılmaz Uçar’ın bir de Bulgaristanlı Türkler sevdalısı olması ilgimi çekti. Memleketlim (Ardino’lu) Şair Naci Ferhadov’la son yıllarda çok sıcak ve karşılıklı olarak verimli temaslar kurmuşlar. Sofya Radyosu’nda görev aldığı yıllarda Yılmaz Uçar’ı anlatmış, eserlerini tanıtmış Naci Ferhadov. İstanbul Edebiyat Dergilerinde de Naci Ferhadov’la söyleşiler yayınlamış, şiiri, sanatı, yaratıcının kişiliğini konuşmuş Yılmaz Uçar Bulgaristanlı kalemdaşıyla.

Bana kitaplarını gönderme inceliğinde bulundu daha sonra Sayın Yılmaz Uçar. Daha ilk temaslarımızda farklı yazın türündeki eserleri söz konularımızın en başındaydı. Şimdiye kadar yayınlanan kitaplarından 6-sını topluca postalamıştı Lüleburgaz adresime. Kitapları imzalarken sözcükleri inci taneleri gibi dizmişti. Yıllarını verdiği ürünlerinin hemen hemen tümü elimde – heyecan, merak, hemen okumaya dalma hevesi birbirine karıştı içimde.

Önce kitapları birer birer, hızlıca bir ilk gözden geçirme, sonra tek tek odaklanıp içime sindire sindire okumaktı yapmam gereken.

Seçme şiirler içeren ve “Umut” diye adlandırılmış bir kitapçık, elinizde-avucunuzda kuş tüğü kadar hafif gelecek size. Fakat içindeki duygu ve fikirlerle zengin, dizelere dökülmüş yaşamın eski ve “yeni kavga”larıyla yüklü, barış çocuklarının oyuncaklarıyla süslü, gurbet kuşlarının dertleriyle yoğurulmuş, okuru alıp götüren “okkalı” bir eser bu kitapçık.

Yirmi şiirden oluşan destenin konuları çağımız insanının çığlığı, umudu, sevdası - tek sözle yaşamı. Toplumcu dünya görüşüyle şair etrafındaki, her gün geçtiği yoldaki,  kahvehanedeki insan kardeşlerinin ekmeğini, işini konu edinmiş şiirinde. Filistinli kardeşlerine de seslenmiş, acılarını paylaşmış İsrail saldırısına karşı bir ‘...mektup’ta. Özgürlüğü, barışı, rüzgarı gönül sazının teliye işlemiş, dökmüş notaları beyaz kağıdın üzerine.

Ulusuna, halkına bağlı bir Türk şairi Yılmaz Uçar. Üstatları anımsamış ‘Düşümdeki Mavi Gözlü Dev’de, ‘Hocayla Söyleşi’de  (Nazım Hikmet, Rifat İlgaz), Memleket sevgisi derslerine çalışmış, ‘Ozan’ olmanın sorumluluğunu, yazılamayan şiirin önünde ezikliğini dile getirmiş şair kısa ve öz, bir o kadar duygusal dizelerinde. Bir umut kalıyor içinizde “Umut”taki şiirlerle buluştukça:

“Uçacak güvercin ak bulutlar üstünde

Taklalar atarak özgürce

Güneş ışığında beyaz güvercin,

Ne güzel yaraşır özgürlüğe“

                                       (“Özgürlük kafeste bir güvercin”)

Özgürlük umudunu yaşatmalıyız hayatın inişli-çıkışlı tüm yollarında ...

 

“İstanbul Düşü” yazarın ilk öykü kitabı. Daha sonra da uygulamaya devam edeceği bir yönteme başvurmuş – öykü kitaplarına “Garip Ozan” olarak adlandırdığı “Günce” bölümlerini ilave etmiş. Yazarla yapılan bir söyleşiden anlaşılıyor, “Beş Yüz Lira” ilk yayımlanan öyküsü olmuş Yılmaz Uçar’ın 1988’de ‘Varlık’ Dergisinde. Ayakkabı boyacısı küçük Ali’nin yaşam mücadelesini anlatmış öyküsünde. Okuyup öğrenim göreceği bir dönemde Ali’nin kaderi kenarda köşede ayakkabı boyamaktan yana kararlaştırılmış sanki. Aile dağılmış, sahip çıkanı mı var? Anne kötü yolda, yeri mekanı belli değil. Baba şarap şişesine teslim olmuş, işsiz. Ali’nin sinema merakı olsa da karnını bile doyuracak parası yok. Gecenin geç saatlerinde iyi yürekli Hasan Amca sayesinde aç midesini sıcak çay, kaşar peyniri ve ekmekle avuttuktan sonra “mesleğini” işe koşarak 500 lira “kazanıyor”.  Ne yazık ki, evde baba şarap şişesini boşaltmıştır. Ve o 500 lirayı eline geçirecektir, çocuğun harçlık ihtiyacından, sinema hayallerinden haberi bile olmayarak.

Sade bir dille, iddiasız bir üslupla anlatılan öykü derinden etkiliyor okuru. Pek yakın sayılamıyacak geçmişin bir hikayesi. Toplumumuz benzer sorunları aşmakta ne kadar ilerledi acaba, sorusu içinizde. Yazarın bu tip konularla ilgili duyarlığının devam ettiğini gözlemliyorsunuz bu ve daha sonraki öykü kitaplarındaki yapıtlarıyla tanıştığınızda.

“İstanbul Düşü” öyküsü kitaba da ismini vermiş. Asker arkadaşları iş aramaya geliyor büyük şehrin olanaklarına bağlayarak ümitlerini. Riza Ustanın Ahmet’e büyük güveni var, işler “arapsaçına dönüyor” ortalıkta o olmayınca. İki Amcaoğlu – Yaşar ile Recep’in tatmak istediği çok şey var büyük şehirde. Ama önce Riza Usta söyleyecek sözünü. Alınıyorlar işe. Hani damlaya damlaya göl olacak ya, başlık parası da oradan çıkacak Yaşar’ın  “kara kaşlı, kara gözlü Ayşe’sine” – yüz yirmi beş milyon lira. Ne var ki, iş düzenli, sigortalı bir iş değildir. İş kazası geç kalmadan gelir, Yaşar hastanelik olur. Bir düşün sonu böyle gelir. Ayrıntıları iyi gözlemleyip dile döken yazar öykü kişilerini canlı canlı okurun önüne getirir, ona yaşananları etkileyici bir şekilde hissettirir. Amacı da budur belki – okuyucu da yazar gibi olaya tanıklık edip öykü kişilerinin serüvenlerinden gereken düşünsel sonuçları elde etsin. 

“Çakmakçı”da sıradan insanın, edebiyatta “küçük insan” tipi olarak da tanımlanan kişilerden birinin yaşamı, beklentileri, umutları kısa bir öyküde gözler önüne serilmiş. Ellisinde görünen kara kuru cılız adam Hasan Abi’nin askerden gelen oğlu evlenecek, öbür oğlu liseli. Öte yandan zam üstüne zam. Düşünmesin de dursun Hasan Abi. Pişkinlikten getirmeye çalışacak arada: “acı patlıcanı kırağı yakmaz” diyerek içecek radyasyonlu çayı.

 Yedi yaşındaki Fatma kağıt mendil satmak durumunda ama hayalleri büyük. Önce bir oyuncağı olacak, bir bebek ... “Ama Anne yatırınca ağlayan, kaldırınca susan bir bebek istiyorum.” (‘Ağlayan Bebek’ öyküsü). Çalışacak, para kazanacak, doktor olacak minik Fatma bir gün. İş kazasından sonra evde yatalaç kalan babasını iyileştirecek. Okurun içini sızlatan bir öykü yazarın aynı başlığı taşıyan kitabında. Kitaptaki “Hırsız” hikayesinde de parasızlıktan hırsızlığa başvurmak zorunda kalan bir genç adamın çaresizliği anlatılmakta.

Yazarın “Kanadı kırık” adlı öykü kitabı şiirindeki özgürlüğe uçmak isteyen  güvercini çağrıştırıyor. Ne var ki, aynı başlığı taşıyan öyküdeki güvercinin uçması olanaksız, ‘kanadı kırık’tır narin kuşun. Çıkarcı dış güçlerin ülkeyi kullanmasını protesto eden gençlerin umut kanatlarının nasıl kırıldığını anlatıyor yazar okurun toplumsal duyarlığına hitap ederek.

Yılmaz Uçar öykü kitaplarını adlandırırken de yaşadığı duygulardan uzak kalmamış. Gözlemlediği sosyal ortamda cereyan eden olayların içyüzüne ışık tutacak göndermeler içeriyor seçtiği başlıklar. İstanbul düşlerinin gerçekleşmesi kolay olmuyor, ağlayan bebek keşke sadece oyuncak olsa, kuşların kanatlarının, genç nesillerin ümitlerinin kırılmaması için daha düzenli, daha duyarlı bir toplum olamaz mıyız diyor adeta yazar. “Yıkım” adlı kitap da bu anlamda bir mesaj içerdiğini düşündürüyor okuruna. Burada 15 öykü yer almış. Öykülerde kişiler yine sıradan insanlar – otobüs şoförü, tezgahtar, memur, ayakkabı tamircisi. Yine geçimini zorluklarla sağlayan, anlayışa, desteğe, paraya, ilaca ihtiyaç duyan küçük ama dürüst, saf, alçakgönüllü insanlar. Yazar da sürekli onların yanında, dertlerini paylaşan, ellerinden tutmak isteyen kardeş veya dost olarak.

Güncelerinden de algılıyorsun (“Garip Ozan” Günce bölümleri her kitabında) – yazar kendisi de yaşamış sürekli öykü kişilerinin yaşadıklarının birçoğunu. Durumlarını anlamakta hiç de zorluk çekmiyor. Yine de umudunu yitirmemiş. Durmadan, yorulmadan yayınevlerini dolaşmakta edebiyatın gönüllü işçisi Yılmaz Uçar. Yalnız sakini olduğu megapolis değil eliyle, yüreğiyle dokunmak, paylaşmak istediklerinin yeri, mekanı. Yurt içi ve yurt dışı kalemdaşlarıyla iletişimi bu kadar düzenli yürüten başka birine rastlamadım ben kendi payıma. Ve bunu sadece kendi yapıtlarını tanıtmak için yapmadığı kesin. Kendini yazın dünyasına tamamen adamış biri olarak tuttuğu günlüklerle sanat alanında olup biten her ayrıntıyı bile yarına taşımayı göze almış Yılmaz Uçar. Ve bunu sonsuz bir özveriyle sürdürmekte. Çünkü bugün ayrıntı gibi görünenler yarın önemli bilgi olarak edebiyat tarihinde yer alacak muhakkak. Bu gayret ve uğraşları için Sayın Yılmaz Uçar’ı kutlamak gerekir.

Yılmaz Uçar’ın yaratıcı dünyasına bir kuş bakışı atmak istedim haddimce. Kişiliğinin en önemli yanlarından biri insanseverlik olduğunu gördüm Yılmaz Uşar’ın eserlerine değindiğimde. İnsanoğlunun daha iyi, daha umutlu olacağına inanmış bir yazar olduğunu gördüm. Üzülerek anlattığı olumsuzlukların ardında doğruya, güzele, erdeme inancının sarsılmadığı bir yaratıcı var karşımızda.

Bir Çin yazarının sözleriyle bağlanabilir nacizane düşünce ve görüşlerim: “Edebiyatı niçin okuyoruz? Ruhumuzu temizlemek, cesaret ve umut vermesi için!”

Yılmaz Uçar’ın da okurlarına, tüm edebiyatseverlere umut ve cesaret vermeyi sürdüreceğinden asla kuşkum yok. Bu yolda yılmadan yürüyeceğini bilerek kendisine yeni atılımlar dilerim.

 

Mercan CİVAN

 

Güncel Sanat Dergisi- Eylül-Ekim sayısı

 

Son Güncelleme: Pazartesi, 10 Ekim 2011 15:21

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Destan Romanlar

KAFKAS BAHADIRLARI
Karaçay Türklerinin Nart Destanı, 112 sayfa
Temin Adresi:
22 Kitaplık Setin Kampanya Fiyatı: 45 TL  

Sitemiz Facebookta

Joomla Templates and Joomla Extensions by ZooTemplate.Com

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün3981
mod_vvisit_counterDün7806
mod_vvisit_counterBu Hafta53022
mod_vvisit_counterGeçen Hafta76275
mod_vvisit_counterBu Ay70334
mod_vvisit_counterGeçen Ay249271
mod_vvisit_counterToplam20188983

Şimdi: 87 misafir var.
IP: 3.226.245.48